|
"Çocuklar,
cinsel tatmin aracı olamaz"
"Beyaz
Yürüyüş"ün yankıları sürüyor
Geçtiğimiz
hafta sonu, İsviçre'nin 12 kentinde binlerce insan, başta
pornografik bir nesne olarak kullanılmaları olmak üzere çocuklara
karşı yapılan çirkin davranışları protesto etmek için
sokaklardaydı. "Beyaz Yürüyüş" olarak adlandırılan gösterilerin
kamuoyundaki yankıları sürüyor.
BERN.
(30.09.03) Öğretmenler, memurlar, sosyal danışmanlar,
hatta yargıçlar ve polisler, çocuk pornografisinin müşterileri
arasında yer alıyorlar. Bu yasadışı sektör, her geçen gün
daha da büyüyor. Çocuk ticareti toplumsal bir yara olmaya devam
ediyor. Birleşmiş Milletler'in çocuk sorunlarıyla ilgili örgütü
UNICEF'in rakamlarına göre, İsviçre'de her beş kız çocuğundan
biri cinsel tacize uğruyor ve bu oran erkek çocuklarında da
onda birin altına düşmüyor.
Geçtiğimiz
hafta sonu İsviçre'nin 12 kentinde binlerce insanın katıldığı
sessiz gösteri yürüyüşlerinin amacı, çocuklara karşı yapılan
çirkin davranışlara karşı kamuoyunu duyarlı kılmaktı.
"Beyaz Yürüyüş" olarak adlandırılan protesto
eylemleri, zaman zaman oluşan, ancak bir süre sonra küllenmeye
yüz tutan tepkileri yeniden canlandırmayı başarmış görünüyor.
St. Gallen kantonundaki gösteriye İsviçre Adalet ve Polis Bakanı
Ruth Metzler'in konuşmacı olarak katılması, "çocukları
korumaya kararlı olduğu" şeklindeki bir devlet mesajı
olarak yorumlanıyor. Medyaların gösterdiği ilgiyse, son yıllarda
sorulmaya başlanan "niçin bu çirkinliklerin önü alınamıyor"
sorusunun yeniden ve daha yüksek sesle bir kez daha dile
getirilmesine yol açmışa benziyor.
Uzmanlara
göre yaşananlar, sorunun sadece yasal ya da polisiye önlemlerle
aşılamayacak kadar büyük olduğunu gösteriyor. Örneğin, İsviçre'de,
çocukların kullanıldığı pornografik malzemelerin üretimi,
alımı, satımı ve elde bulundurulması, geçtiğimiz yılın
nisan ayından bu yana yasak olup, cezai müeyyideye tabi suç sayılıyor.
İsviçre polisinin, büyük bir gizlilik içinde hazırlandığı
ve geçtiğimiz yılın sonbahar aylarında ülke çapında düzenlediği
"Genesis Operasyonu" da bir başka örnek olarak gösteriliyor.
İnterpol'ün, ABD kaynaklı bir istihbaratı değerlendirerek
verdiği bilgilerin araştırılmasıyla işe başlayan polisin,
durumun, bildirilenden de vahim olduğu sonucuna vardığı hatırlatılıyor.
Çok sayıda ev ve işyerine önce ülke çapında merkezi bir
planla baskınlar düzenlenmiş, kantonlar alınan ilk sonuçlarla
ilgili olarak bilgilendirilmiş ve bundan sonra da operasyonun
ikinci halkası başlamıştı. Kuşkulular listesinde adı geçen
adreslerin hemen yarısında yasadışı pornografik malzeme
bulunmuş, aralarında çocuklarla cinsel ilişki kuran kişilerin
de bulunduğu çok sayıda kişi göz altına alınmıştı.
"Genesis
Operasyonu" ile ulaşılan ilk sonuçların değerlendirilmesine
henüz devam edildiği bildiriliyor. Ancak, verilerin, olayın
yaygınlığında olduğu gibi faillerin ortak profilindeki
tahminlerde de yanılgıya düşüldüğünü bugünden gösterdiği
belirtiliyor. Çocukların bir cinsel tatmin aracı olarak kullanımının
yaygınlığı, bu olgunun, "münferit hadiseler" biçiminden
çoktan çıktığını, aralarında çocuk sahibi olanlar,
toplumda çok saygın olarak kabul gören mesleklerden insanların
da bulunduğu ortak özellikleri olmayan bir topluluğun alışkanlığı
haline dönüştüğünü gösteriyor.
Başka
ülkelerdeki araştırmalar da benzeri sonuçları ortaya koyuyor.
Örneğin, suçluların ortak bir profili olmadığı sonucuna ulaşan
Alman polisinin İsviçre'ye de sunduğu ve Adalet ve Polis Bakanı
Ruth Metzler tarafından "Beyaz Yürüyüş" gösterisinde
yaptığı konuşmada açıklanan son bilgilere göre, aralarında
İsviçre'nin de bulunduğu toplam 166 ülkede 26 bin 500 kişinin
çocuklara karşı işlenen cinsel suçlara çeşitli biçimlerde
katıldığı saptanmış durumda.
Metzler,
bir başka ürkütücü gerçeğe daha dikkat çekiyor: Artık kadınlar
da, tüketici olarak istisna durumunda kalmaya devam etmekle
birlikte, üretim ve pazarlama aşamalarında, çocuk pornografisi
ağının içinde giderek daha fazla yer almaya başlıyorlar.
Uzmanlar, bu durumun oldukça yeni bir gelişme olduğu hususunda
fikir birliği içindeler. Bu noktada, yıllardır konuyla ilgili
yaptığı araştırmalarıyla tanınan Londra Polisi'nin, yakın
zamana kadar hiçbir kadın zanlı tespit edememiş olduğu örneği
veriliyor.
Çocukların
cinsel tatmin aracı olarak kullanımının psikolojik bir
bozukluk mu, sosyo-psikolojik bir olgu mu olduğu tartışılırken,
giderek bunun bir sosyal davranış biçimi haline dönüşmesi,
endişeyle izleniyor. İsviçre Adalet ve Polis Bakanı Metzler'in
miting konuşmasında altını çizdiği bir nokta, olayı tam
olarak açıklar görünmese de, kamuoyunu düşünmeye davet
ediyor:
"Beğenmediğimiz
şeyleri görmezden gelme alışkanlığından kurtulmalıyız."
BM
askeri gözlemcileri İsviçre'de
Silahsız
askeri tatbikat
BERN.
(30.09.03) İsviçre Savunma Bakanlığı’nın verdiği
bilgiye göre, Birleşmiş Milletler Örgütü (BM) bünyesinde görev
alan askeri gözlemciler için Nidwalden kantonunda düzenlenen ve
16 Ekim tarihine kadar sürmesi planlanan eğitim çalışmaları
dün başladı.
BM'nin
askeri gözlemcilik misyonu çerçevesindeki çalışmalarında
üç haftalık bir uzmanlık eğitiminden geçecek askerlere teori
ve uygulama alanındaki dersler, aralarında İsviçre'nin de
bulunduğu 12 ülkenin subaylarınca verilecek.
Tıp
alanındaki temel bilgilerini de tazeleyecek olan katılımcılar,
"gözlemleme", "rapor hazırlama",
"devriye gezme" ve "müzakere etme" konularının
yanı sıra iletişim teknikleri, telsizle konuşma kuralları ve
BM'nin çalışma modelleri üzerine de kurs görecekler.
Mavi
bereliler olarak da anılan askeri gözlemciler, BM Güvenlik
Konseyi’nin “kulakları ve gözleri” olarak tanımlanan
silahsız askerler... Açık ve net bir şekilde tanımlanmış
bir vekalet, eski ya da olası savaş taraflarının ya da asker
çıkartacak olan ülkelerin onayı ve maddi güvencesi, askeri gözlemcilik
misyonu için gerekli ön koşulları oluşturuyor.
Ortadoğu,
Gürcistan, Eritre, Ethopya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve
Kosovo’da halen 21 İsviçreli subay, askeri gözlemci statüsüyle
görev yapıyor. İsviçre, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü'nün
askeri gözlemcilik misyonuna da katkı sunuyor.
snc
redaksiyonunun notu:
İsviçre,
10 Eylül 2002 tarihinde BM'ye 190. üye olarak kabul edilmişti.
Tarihi önemdeki bu adımla ilgili ayrıntılı arka plan
enformasyonunu, 3 Ekim Cuma günü snc sayfalarında
bulabileceksiniz.
"STOP
AİDS" kampanyası dev ilan panolarında
BERN.
(29.09.03) Geçtiğimiz yıl AİDS vakaları ve bu hastalığa
yol açan virüs (HİV) taşıyıcılarının sayısındaki
beklenmedik büyük artış, halkın konuya dikkatini çekmeye yönelik
etkinliklere de hız kazandırıyor. "STOP AİDS" kampanya
afişleri için alışılmadık bir şekilde caddelerdeki dev ilan
panoları kullanılarak, tehlikenin boyutlarıyla ilgili uyarı
mesajı veriliyor.
İsviçre'de,
1992 ve 2000 yılları arasında önce duraklama, sonra da gerileme
gösteren HİV taşıyıcıları sayısının, 2001 yılında
yeniden artış göstermeye başladığını belirten yetkililer,
2002 yılının ise alarm zillerinin çalmasını gerektirecek bir
tablo sunduğunu dile getiriyorlar. Sağlık Bakanlığı'nca açıklanan
rakamlara göre, virüs 2001 yılında bir önceki yıla göre yüzde
sekize yakın bir artışla 631 kişiye bulaşırken, bu sayı geçtiğimiz
yıl yaklaşık yüzde 25'lik bir yükselişle 792'ye ulaştı.
Bunun 161 kişilik bir çoğalma olduğuna hatırlatan sağlık
uzmanları, AİDS'e karşı sürdürülen kampanyaya bu yıl ayrılan
üç milyon frankın, sadece bu grubun yıllık tedavi ve bakım
harcamalarından daha az olduğuna dikkat çekiyorlar.
İsviçre'de
bugüne kadar yaklaşık 26 bin kişiye bulaşan virüsün, 7500'ü
aşkın can aldığı bildiriliyor.
Hastalık
ve doğal afete iltica yok
BERN.
(29.09.03) İltica işlemlerinde "üst kurul" niteliği
taşıyan "İtiraz Komisyonu", içtihat değişikliğine
giderek, hastalık ve doğal afetlerin İsviçre'ye sığınma
nedeni sayılamayacağına karar verdi. Komisyon, böylelikle,
iltica başvurucusunun geldiği ülkede yaşayamama nedenlerini,
sadece "insanlardan kaynaklanan" tehditle sınırlamış
oldu.
"İtiraz
Komisyonu", "İsviçre İltica Dairesi"nin iltica
talebini kabul etmediği Romanya kökenli bir ailenin itirazı üzerine
söz konusu karara vardı. Çocuklarının ender görülen bir
epilepsi rahatsızlığına yakalandığını, bunun Romanya'da
tedavisin mümkün olmadığı ya da altından kalkılamayacak bir
masrafa mal olacağı gerekçesini gösteren aile, İsviçre'de
kalmaktan başka çarelerinin olmadığını belirterek iltica başvurularının
kabulünü talep etmişti.
Komisyon,
itirazı, "iltica başvurusunun kabulü" açısından
reddederken, ailenin sınır dışı edilmesi uygulamasının ise,
çocuğun sağlık durumunu göz önünde bulundurarak, insani
nedenlerle geçici olarak durdurulmasına karar verdi. Romanyalı
aileye verilecek geçici bir oturum izniyle, çocuğun tedavisine İsviçre'de
devam edilebilecek.
Geçen
yıl 15 bin "sınır dışı"
İsviçre'de,
2002 yılı sonu itibariyle kesinleşen rakamlara göre, işlemlerinin
sonuçlanmasını bekleyen yaklaşık 94 bin kişi "iltica başvurucusu"
statüsünde yaşıyor. Geçtiğimiz yıl, 26 bini aşkın sığınma
talebinde bulunulurken, 15 bin başvuru sahibi ise, gerekçeleri
yetersiz görülerek sınır dışı edildi.
İsviçre’nin
cesaretli insanlara ihtiyacı var
ZÜRİH.
(29.09.03) Beobachter Dergisi'nce geleneksel olarak verilen
"Prix Courage" (medeni cesaret) ödülünü bu yıl Prof.
Christian Sauter aldı. Sauter, çalıştığı Zürich Üniversitesi’nde,
bölüm şefinin sahte unvanla bilimsel çalışmalara imza attığını
ortaya çıkarmıştı. Halk jürisi ödülüne ise İsviçre'de artık
"Helikopter Melekleri" olarak tanınan Marcus Levy ve
Albert Pfıster layık görüldü. Levy ve Pfister, bir doğal
afette çamur kütlesinin içinde mahsur kalan üç kişinin hayatını,
kötü hava koşullarından ötürü profesyonel yardım ekiplerinin
giremediği bölgeye, görevli olmadıkları halde, helikopterle ulaşarak
kurtarmışlardı.
Kanser
uzmanı Christian Sauter, görev yaptığı Zürih Üniversitesi’ndeki
bir unvan sahtekarlığını gün yüzüne çıkarmıştı. Bölüm
şefi Rainer W. Grüssner’in, hakkı olmadan bilimsel çalışmalara
akademik bir unvan olan "Ph.D."yi kullanarak imzasını
attığını öğrenen Sauter, bu durumdan önce fakülte dekanını
haberdar etmişti. Dekan, bu konuda hiç bir girişimde bulunmadığı
gibi, Sauter’in bu skandalı dışarıya yansıtmasını da
engellemeye çalışmıştı. Zürih'in üniversite ile ilgili Hükümet
Üyesi Ernst Buschor’ın da, dekanla benzeri bir tutum sergilemesi
üzerine, Sauter bu durumu kamuoyuna açıklamıştı.
Sahte
bilimsel unvan kullanan Rainer W. Grüssner'in görevine, skandalın
ortaya çıkmasından bir yıl sonra son verilmiş, ancak tazminat
olarak da 1,2 milyon frank ödenmişti. Sauter ise gösterdiği
medeni cesaretten ve üniversite meclisinin susmasını öngördüğü
belgeyi imzalamamasından dolayı maddi olarak cezalandırılmıştı.
Sauter’in ücretinde bu süre zarfında herhangi bir artış yapılmamış
ve bu da emeklilik maaşına olumsuz olarak yansımıştı.
Eski
İsviçre Hükümet Üyesi ve Jüri Başkanı Otto Stich, ödül töreninde
yaptığı konuşmada, hukuk devletinin tıp fakültesinin ve üniversite
kapısının önünde son bulmaması gerektiğini vurgulayarak, gerçekleri
cesaretle dile getiren Prof. Sauter'i kutladı.
Adaylar
arasında Türkiye kökenli bir göçmen
"Prix
Courage" ödül jürisinin aralarından seçim yaptığı 10
aday arasında Türkiye kökenli bir göçmenin de yer alması
dikkat çekti. Çocuklara hizmet veren bir engelliler yurdunda bakıcı
olarak çalışan Hüseyin Günsel, burada engelli çocuklara yapılan
kötü muameleyi kamerasıyla görsel olarak belgelemiş ve suç
duyurusunda bulunmuştu. Günsel, yurttaki şiddetin ortaya çıkarılması
üzerine işinden olmuştu.
snc
türkçe: sevim civil-zafer sayar
|