snc, sadece günlük haberle

yetinmiyor, İsviçre'deki

önemli gelişmeleri de mercek

altına alıyor.

snc dosyaları >>>

 

İsviçreli seçmen 20. yüzyılda 5 kez hayır dediği annelik sigortasını bu kez kabul edecek mi? (fotoğraf: spschweiz links.ch)

 

26 Eylül 2004 Halkoylaması

Annelik sigortasında İsviçreli seçmen

asırlık inadını bırakacak mı?

İsviçre'de geçtiğimiz yüzyıl boyunca annelik sigortası konusunda toplumsal bir uzlaşma ortaya çıkamadı. 1900-1999 yılları arasındaki yüz yıllık dönemde, hükümet ve parlamentonun üç, sivil kurumların iki olmak üzere annelik sigortasıyla ilgili toplam beş çözüm önerisi halkoylamalarında seçmen halk tarafından reddedildi.

İsviçre, annelik sigortası konusunda ülke çapında geçerli bir düzenlemeye sahip olamama özelliğine artık son verip Avrupa standartlarına uyum sağlayabilecek mi? Bu sorunun cevabı 26 Eylül 2004 akşamı, halkoylaması sonuçlarının açıklanmasıyla belli olacak. İsviçreli seçmenin asırlık inadını bırakması halinde, doğum sonrası dönemle ilgili ülkedeki farklı uygulamalar arasında yasal zemine dayalı bir uyum da sağlanmış olacak.

snc türkçe

haber ve araştırma dosyası

sevim civil -zafer sayar

Seçmen halkla hükümet ve parlamento arasında 20. yüzyıl boyunca süren annelik sigortası konusundaki uzlaşmazlığa son vermek amacıyla Ekim 2003'te çıkarılan yasanın kaderi, 26 Eylül'de sonuçlanacak halkoylamasında, belli olacak. Seçmen halk evet derse, parlamentodan geçen yasa kesinlik kazanacak, İsviçre, ülke çapında geçerli bir annelik sigortasına kavuşacak. Halkoylamasından, daha önce defalarca olduğu gibi yine hayır sonucu çıkarsa, kantonlar ve işkolları arasındaki farklı uygulamalar devam edecek.

Halkoyuna sunulan annelik sigortası yasasının, toplumsal bir uzlaşma arayışıyla hazırlandığı biliniyor. Daha önceki annelik sigortası arayışlarının olumsuz sonuçlanmasında, işveren kesiminin direncinin önemini dikkate alan parlamentonun, doğum sonrası anneye yapılacak ödentiyi mümkün kılacak mali kaynağın yaratılmasında işçi ve işverene eşit sorumluluk yüklediği hemen göze çarpıyor. Çalışan kesimlerden gelebilecek itirazlar ise, "bu yasa asgari koşulları düzenliyor, daha fazla hak önünde bir engel değil; bunun yolu da toplu sözleşmelerden geçer" denerek engellenmeye çalışılıyor.

Seçmenin evet demesi halinde, İsviçre'de anneler doğum sonrasındaki 14 haftalık sürede aylık ücretlerinin yüzde 80'ini almaya hak kazanmış olacaklar. Annelik sigortası, ücretli çalışan kadınlar için olduğu gibi, kendi işyerlerinde ya da aile işletmelerinde çalışan kadınlar için de geçerli olmuş olacak. Çalışır durumda olmayan kadınlar ise, daha önceki pek çok tasarının tersine, annelik sigortası kapsamında değerlendirilmiyorlar.

Annelik sigortası kapsamına girmek için, en az dokuz ay sigortalı olmak ve bunun beş ayında çalışır durumda olmak koşulu arandığı gibi, yapılacak ödemeler de günde 172 franklık üst sınırı aşamayacak

Mali kaynak sorunu

Annelik sigortasını düzenleyen yasa, doğum sonrası anneye yapılacak ödemelerde, İsviçre'de daha önce de var olan bir sosyal sigorta fonunu kullanmayı planlıyor. Yurttaşlık yükümlülüğü olarak askerlik ya da sivil savunma hizmeti yapıldığında, bundan kaynaklanan ücret kaybını tazmin eden sosyal sigorta kurumu, yasanın halkoylamasında kabul edilmesi halinde, artık doğum sonrası annelere yapılacak ödemelerden de sorumlu olacak. 1953 yılından bu yana zorunlu olan bu sigortanın kasasında 2003 yılı sonu itibariyle 2,3 milyar franklık rezerve bir kaynak bulunuyor. Bu miktarın her yıl büyüdüğü de biliniyor. Örneğin yine 2003 yılında sigorta kasasına 932 milyon frank girerken, harcama 703 milyon frankta kalmış; yani sadece bir yılda rezerv 229 milyon frank büyümüş.

Yasanın mali yol haritası, ihtiyaç fazlası bu kaynağın, annelik sigortasının başlangıcı için yeterli olduğundan yola çıkılarak çizilmiş. Peki ya sonra? Bu paranın ancak iki ya da üç yıl yeteceğini öngören yasa, bu fonun sürekli beslenmesi için bugün işçi ve işverence eşit olarak paylaşılan, brüt ücretin binde üç oranındaki sigorta kesintisini binde birer artışlık iki aşamayla binde beşe çıkarmayı planlamış. Bu yolla, annelik sigortası için yılda gerekli olan 483 milyon frankın, başka bir desteğe ihtiyaç duyulmaksızın karşılanabileceği hesaplanmış.

Ayda sadece 2 frank ek kesinti

Büyük rakamlarla ifade edilen sosyal fonların para trafiği, çoğu zaman sadece konunun uzmanlarınca anlaşılabildiği için belki bu noktada bir örnek vermek daha uygun olabilir. Şimdiye kadar askerlik ve sivil savunma hizmeti yapanların gelir kayıplarının karşılanması için bütün ücretlerden zaten binde 1,5 oranında zorunlu kesinti yapılıyordu. Bir o kadar da işveren tarafından ödeniyordu. Örneğin 4'000 frank brüt ücretle çalışan işçiden, işverenden de aynı miktar olmak üzere, bu sigorta için ayda altı franklık kesinti yapılıyordu. Annelik sigortası devreye girince, işçi ve işveren tarafından eşit olarak paylaşılan binde birlik ek bir kesinti devreye girmiş olacak; yani taraflar on binde beşlik paylarla bu fonu desteklemiş olacaklar. Bu ise 4'000 franklık brüt ücret için işçi ve işverene ayda ikişer franklık bir yük anlamına geliyor.

İşverenlere de tasarruf imkanı

Bu arada, işverenler açısından son derece önemli bir noktaya da dikkat çekmek zorunlu oluyor. İsviçre'de bugün işleyen sisteme göre, doğum sonrası çalışılmayan süre için işverenler tarafından yılda toplam 353 milyon franklık ödeme yapıldığı kaydediliyor. Annelik sigortasının halkoylamasında kabul edilmesi halinde, ihtiyaç duyulan yıllık mali kaynak 483 milyon frank olmasına rağmen, bu rakam ücretli çalışanlar ve işverenler tarafından eşit olarak paylaşılacağı için, işverenlere düşen pay yılda 241 milyon frankın biraz üzerinde olacak. Özetle işveren kesimi, yılda yaklaşık toplam 112 milyon franklık tasarruf yapmış olacak.

Sistem bugün nasıl işliyor?

İsviçre'de bugün çalışır durumda olan 1,6 milyon kadının 1,2 milyonu, yani yüzde 75'i fizyolojik olarak doğurganlık özelliklerini korur yaşlarda bulunuyor. İsviçre'de genel bir annelik sigortası yok, ama bu kadınların hamilelik ve doğum sonrasında tümüyle korumasız oldukları anlamına gelmiyor. Buradaki temel sorun, doğum sonrası çalışılamayan süredeki gelir kaybının karşılanmasıyla ilgili uygulamaların işkolu, işyeri, hizmet süresi ve kantonlar düzeyinde önemli farklılıklar göstermesi.

Doğum öncesi ve sonrasındaki yasal koruma

Hamilelik ve doğum sonrasıyla ilgili koruma önlemlerinde ülke çapında yasa gereği uygulanan kurallar bulunuyor. Bunların en önemlilerini şöyle sıralamak mümkün:

• Doğumdan sonra sekiz haftalık çalışma yasağı.

• Doğumdan sonraki 8-16 haftalar arasında sadece annenin kabul etmesi halinde işe yeniden başlama.

• Tüm hamilelik süresince ve doğumdan sonraki 16 haftada kadınları işten çıkarma yasağı.

• Hamilelerin ve emziren annelerin günde 9 saatten fazla çalıştırılmaması.

• Emziren annelere bunun için gerekli zamanın tanınması; emzirmenin işletmede yapılması halinde ilk bir yıl içinde bundan dolayı bir ücret kesintisi yapılmaması, işletme dışında yapılması halindeyse bu süreyle ilgili yüzde 50'yi aşmayan ücret kesintisi yapılması.

• Hamile kadınlara ve emziren annelere, onların ve bebeğin sağlığını tehlikeye düşürecek işler verilmemesi, işverenin bu duruma uygun bir iş gösterememesi halinde, ücretin yüzde 80'ini ödemesi.

• Doğumdan önceki 8 haftada gece çalışma yasağı (saat 20.00-06.00 arası). İşvereninin eşdeğerde bir işi gündüz çalışmasında (saat 06.00-20.00 arası) gösterememesi halinde, ücretin yüzde 80'ini ödemesi.

• Hamilelik ve doğumdan sonraki 8-16 haftalar arasındaki dönemde kadın çalışanın gece çalışmasını kabul etmeme hakkı. İşverenin eşdeğer bir işi gündüz çalışma saatlerinde gösterememesi halinde, ücretin yüzde 80'ini ödemesi.

• Doğum öncesi ve sonrasıyla ilgili sağlık kontrolü ve tedavi giderlerinin hastalık sigortalarınca karşılanması.

Doğum sonrası gelir kaybının karşılanması

Sonuçları 26 Eylül 2004'te belli olacak halkoylamasının konusunu da zaten, doğum öncesi ve sonrası genel koruma tedbirleri değil, kadınların doğumdan kaynaklanan gelir kayıplarının karşılanmasıyla ilgili nasıl bir yol izleneceği oluşturuyor. Peki, bugün doğum sonrasında bir ödeme yapılmıyor mu? Evet, yapılıyor, ama bu konuda bir istisna dışında ulusal ölçekte geçerli genel bir yasal düzenleme yok.

İstisnayı, yani bütün İsviçre'de geçerli olan tek kuralı, doğumdan sonraki 3 haftada, annenin gelir kaybının karşılanması zorunluluğu oluşturuyor. Ama bu da, detaylardan yoksun, daha ziyade yol gösterici bir kural niteliği taşıyor. Uygulamada bu kuraldan bir başlangıç noktası olarak yararlanılıyor, ama sistem kantonlar, işkolları ve işyerlerine göre aralarında önemli farklılıklarla şekilleniyor. Uygulamaların bir önemli özelliği de, sigorta niteliği taşımaması, zira, ödeme işveren tarafından normal ücret ödemesinin devamı şeklinde yapılıyor.

Bern, Basel ve Zürih cetvelleri

Bugün İsviçre'de doğum sonrası ödemeler için, Bern, Basel ve Zürih adlarıyla anılan üç temel cetvel kullanılıyor. Bu ödeme sistemleri, hizmet süresi esas alınarak düzenlenmiş durumda. Sadece ilk hizmet yılında doğum sonrası 3 haftalık ödeme yapılması konusunda birleşen bu üç uygulama, bundan sonra farklılaşıyor. Örneğin Bern modeline göre, 4. hizmet yılındaki bir anneye doğumdan sonra 2 ay ödeme yapılırken, bu süre Basel modeline göre 3 ay, Zürih modeline göre ise 10 hafta olarak belirleniyor. Kantonlar, bu üç ana modelden birini esas olarak alarak davranmakla birlikte, uygulamada pek çok ayrıntıda farklılıklar yaşanıyor.

Burada sendikaların da çok önemli bir etken olarak devreye girdikleri biliniyor. Toplu iş sözleşmelerinde yapılan pazarlıklar sonucu, doğum sonrası annenin gelir kayıplarının karşılanmasıyla ilgili sadece işkolu düzeyinde geçerli yeni uygulamalar ortaya çıkıyor. Bu da bazı işkollarındaki anneleri, diğerlerine göre daha şanslı ya da daha şanssız kılıyor.

İsviçre Sosyal Sigortalar Dairesi tarafından verilen bilgiye göre, doğum sonrası ödemeler konusunda, bugün çalışır durumda olan toplam 1,6 milyon kadının 500 bini toplu iş sözleşmelerinin ilgili maddeleri, 1 milyon 100 bini ise kantonlarda genel kabul gören uygulamalar kapsamında yer alıyor.

İsviçreli seçmenin asırlık inadı

İsviçre'de bir yüzyıla damgasını vuran çekişme:

Annelik sigortası

İsviçre'de kadınların doğum sonrası izinli sayıldıkları sürede gelir kaybına uğramamaları için zorunlu bir önlem olan annelik sigortası ile ilgili gelişmelerin tarihi, 20. Yüzyılın tümüne yayılıyor. Burada ilginç olan, parlamento ve hükümetin, yüzyılın başından bu yana, annelik sigortasını yasal bir zemine oturtmak için atmak istediği bütün adımların seçmen halk tarafından halkoylamaları yoluyla engellenmiş olması... Annelik sigortası, 20. Yüzyıl boyunca tam beş kez halk tarafından reddedilmiş bulunuyor. Halk karşısında ilk kez 1900, son kezse 1999 yılında yenilgiye uğrayan hükümet ve parlamentonun, aynı kaderi 26 Eylül 2004 tarihindeki halkoylamasında da yaşayıp yaşamayacağı merakla bekleniyor.

1900: Annelik sigortasının halkoylamasındaki ilk yenilgisi

İsviçre, 1877'de fabrikada çalışan kadınlara doğum sonrası sekiz hafta çalışma yasağı koyuyor ve bunu yasal temellere oturtarak endüstri ülkeleri arasında bir ilke imza atıyor. Ancak, burada ihmal edilen bir nokta var: Fabrikada çalışan kadınlara, herkesten daha fazla ihtiyaç duydukları halde, çalışma yasağı süresinde ücret ödemesine devam edilmemesi... Bu eksikliği gidermek için 1899'da parlamentoda benimsenen kadınlara doğum sonrası ücret ödenmesini de kapsayan "hastalık ve kaza sigortası yasası", 1900'de düzenlenen halkoylamasında seçmenler tarafından kabul edilmiyor ve yürürlüğe giremiyor.

Kadınların doğum öncesi ve sonrası çalışmalarını düzenleyen ve annelik sigortasını zorunlu kılan 1919 tarihli uluslararası konvansiyona 1921 yılında parlamentoda alınan kararla katılmayan İsviçre, 1877 yılındaki aldığı öncü rolünü kaybediyor. Daha sonraki yıllarda doğum sonrası çalışma yasağını ücret ödemesine bağlama çabaları daha proje aşamasında başarısızlığa uğruyor ve annelik izninin ücrete tabi tutulması yönünde bir uzlaşmaya varılması olanaksız görünüyor.

1945: Annelik sigortası anayasaya giriyor

1945'te seçmenlerin büyük bir çoğunluğu tarafından onaylanan anayasa maddesi İsviçre Hükümeti'ni annelik sigortasını düzenlemekle yükümlü kılıyor. Ancak hükümet, yaşlılık, kaza sigortası gibi diğer sosyal konularda ilerlemeler kaydederken, annelik sigortası hep arka planda kalmaya devam ediyor.

1946'da meclis uzmanlık komisyonunun özel bir "annelik sigortası" ve 1954'te hükümetin "hastalık, kaza ve annelik sigortası" üzerine sunduğu öneriler, parlamento ve kamuoyundaki derin fikir ayrılıklarının giderilememesi sonucunda rafa kalkmaya mahkum oluyorlar.

1964'te çıkarılan iş yasası, çalışan kadınların doğum öncesi ve sonrası korunmasıyla ilgili koşulları yeniden düzenliyor. Daha önce fabrikalar ve belirli branşlarla sınırlı olan koruyucu önlemlerin geçerli olduğu alan, çalışan tüm kadınları kapsar hale geliyor. Ancak, doğum sonrası sekiz haftalık çalışma yasağı süresince ücret ödemesi yapılmasını mümkün kılacak bir madde, yeni yasada da yer almıyor.

1974: Annelik sigortası, diş sigortasının kurbanı

Durum, 1974 yılında sosyal demokratlar ve sendikalar tarafından "Sosyal Bir Hastalık Sigortası" başlığı altında sunulan ve doğum sonrasındaki çalışılamayan sürede kadınlara ücret ödenmesini talep eden inisiyatifle değişmeye başlıyor. Ancak, o zamanlar halkın çoğunluğu aynı inisiyatif içerisinde yer alan diş sigortası ile daha fazla ilgileniyor ve tartışmaların bu noktada yoğunlaşmasının da etkisiyle inisiyatif seçmenlerin çoğunluğu tarafından kabul edilmiyor.

80'li yıllarda annelik sigortasına halktan iki kez hayır

1980'li yıllar annelik sigortasıyla ile birbirinden farklı iki girişimin yenilgisine tanıklık ediyor. 1980'de kadın hareketi "Ofra" öncülüğünde lanse edilen "Anneliğin Etkin Korunması" inisiyatifini, 1981'de hükümetin kamuoyunda tartışmaya açtığı kadınlara doğum sonrası ödeme yapılmasını da içeren hastalık sigortasında kısmi değişiklik önerisi izliyor. Kadın hareketinin anne ya da babaya 9 aya varan doğum sonrası izin hakkı da talep eden önerisi, 1984'teki halkoylamasında yüzde 84 gibi ezici bir çoğunlukla reddediliyor. Hükümetin parlamentoca da benimsenen hastalık sigortasındaki kısmi değişiklik önerisi ise, işverenlerin direnciyle karşılaşıyor ve annelik sigortası 1987'deki halkoylamasında seçmenlerin yüzde 70'inin hayır oyuyla bir kez daha yaşam şansı bulamıyor.

1989'da tüm hamilelik süresi ve doğumdan sonraki 16 hafta içinde kadınların işten çıkarılmalarını yasaklayan yasa düzenleyici kural yürürlüğe giriyor

Parlamento 1998'de kabul ediyor

Seçmen 1999'da hayır diyor

1990'lı yıllarda hükümetin annelik sigortasıyla ilgili iki girişimi de başarısızlıkla sonuçlanıyor. Hükümet önce 1994'te doğumdan sonraki 16 haftada ücretlerin yüzde yüzünün ödendiği bir annelik sigortası sistemiyle kamuoyunun karşısına çıkıyor. Ücretli olarak ya da serbest mesleklerde çalışan kadınları kapsamına alan bu öneri, zamanla şekil değiştiriyor. Toplumsal uzlaşma arayışındaki hükümet, 1997'de önerisini yenileyerek parlamentoya sunuyor. Buna göre, doğum sonrası ücretli izin 14 hafta olarak belirleniyor ve bu süre zarfında anneye ücretinin yüzde 80'i tutarında ödeme yapılması öngörülüyor. Çalışmayan kadınların da annelik sigortası kapsamına alındığı bu öneri, 1998'de parlamento tarafından kabul ediliyor. Ancak kadınların sevinci bu kez de uzun sürmüyor ve 1999'da, yasanın parlamentodan geçişinden altı ay sonra yapılan referandumda seçmenlerin çoğunluğu bir kez daha annelik sigortasına hayır diyor.

2000: Cenevre İsviçre'yi beklemiyor

İsviçre, 1945 yılında anayasaya giren amir bir hüküm de bulunmasına rağmen, 20. Yüzyıl boyunca annelik sigortasını çıkarmayı başaramıyor, ama 21. Yüzyıla bir kanton meclisinin kararıyla da olsa umutla giriyor. Cenevre Parlamentosu, kanton sınırları içinde en az üç ay çalışır durumda bulunma koşulunu getirerek doğumdan sonraki 16 haftayı kapsayan annelik sigortasını 2000 yılında karara bağlıyor. Kanton yasasıyla, anneler, bu süre içinde ücretlerinin yüzde 80'ini alacak şekilde sigortalanmış oluyorlar. İsviçre Hükümeti de bu yasayı bir yıl içinde tanıyor ve uygulama 1 Temmuz 2001 tarihinden itibaren başlıyor.

Parlamentodan annelik sigortasını evet

Son söz 26 Eylül 2004'te yine seçmende

İsviçre Hükümeti annelik sigortasıyla ilgili sonuç alınabilecek formüller üzerinde çalışırken, 2001'de parlamenter Pierre Triponez tarafından sunulan önergenin giderek daha fazla çevre tarafından benimsenmesi üzerine, bu çözümü makul bulduğunu ve desteklediğini açıklıyor. Kamuoyunda "Triponez İnisiyatifi" olarak tanınan bu formül, doğumdan sonraki 14 haftalık sürede anneye, ücretinin yüzde 80'inin ödenmesini öngörürken, sigorta sisteminin işlemesi için gerekli mali kaynağın ise işveren ve ücretlilerden yapılacak aylık kesintilerle yaratılmasını öneriyor.

İsviçre Parlamentosu, 3 Ekim 2003'te askerlik ya da zorunlu sivil hizmet dolayısıyla uğranan gelir kaybının sigortalanmasının yanı sıra annelik sigortasını da kapsayan yasayı kabul ediyor.

26 Eylül 2004

İsviçreli seçmen, parlamentodan geçen annelik sigortasını içeren yasa için bir kez daha sandık başına gidiyor.

 
 
 
 
 

 

 

 
 

 

 

 

Avrupa ülkelerinde annelik sigortası

       

Diğer Avrupa ülkelerinde annelik sigortası, çoğu kez, İsviçre'de halkoylamasına sunulan öneriye göre daha kapsamlı ve gelişkin özellikler gösteriyor. İşte bazı Avrupa ülkelerinden örnekler..

Belçika

Doğumdan sonra 15 hafta izin (ikizler ya da üçüzler vs. durumunda 17 hafta).

İlk 30 günde -bir azami rakam sınırlaması getirilmeksizin- ortalama aylık ücretin yüzde 82'si ödeniyor. İkinci aydan itibaren ise ücretin yüzde 75'i tutarında ödeme yapılıyor; ancak burada günde en yüksek 101 Euro gibi bir sınırlama söz konusu.

Danimarka

Toplam 50 haftadan oluşan doğum izninin ilk 18 haftasını anneler alabiliyorlar. Geri kalan 32 hafta ise isteğe göre anne ve baba arasında paylaşılabiliyor.

Ücretli çalışanlar için aylık ücret ve çalışma saatleri baz alınıyor. Kendi işyerleri olanlar için kazanılan gelir dikkate alınırken, burada en yüksek ödeme miktarı olarak haftalık 3'203 DKK (yaklaşık 655 İsviçre frankı) sınırlaması getiriliyor.

Almanya

14 hafta annelik izni. İkizler, üçüzler vs ya da erken doğumlarda izin süresi 18 haftaya çıkıyor.

Annelik sigortası günlük en fazla 13 Euro ödeme yapıyor; işveren son 13 haftanın ortalama ücretine göre aradaki farkı kapatıyor.

İtalya

Annelik izni 5 ay sürüyor. Bu süre içerisinde aylık ücretin yüzde 80'i ödeniyor.

İsveç

Hamilelere doğum öncesi 50 gün, doğum sonrası ise anne ya da baba için 450 gün doğum izni veriliyor.

Hamilelik iznindeki ödeme aylık ücretin yüzde 80' ininden oluşuyor.

Anne-baba izninde ilk 390 günde, aylık ücretin yüzde 80'i üzerinden, günde en az 180 SEK (yaklaşık 29 İsviçre frankı), en fazla 646 SEK (106 İsviçre frankı) olmak üzere ödeme yapılıyor. Kalan 90 günde ise, günde 60 SEK (yaklaşık 10 İsviçre frankı) ödeniyor.

Portekiz

120 gün annelik izni. Bir batında doğan birden fazla bebek başına izin süresi 30 gün artıyor.

İzin süresince aylık ücretin tamamı ödeniyor.

İspanya

16 hafta annelik izni. Bir batında doğan birden fazla bebek başına izin süresi iki hafta artıyor.

İzin süresince aylık ücretin tamamı ödeniyor.

Avusturya

16 hafta annelik izni. İkiz, üçüz vs. ve erken doğumlarda izin süresi 20 haftaya çıkıyor.

Anneye, doğumdan önceki son 13 haftalık ücret ortalamasının tamamı ödeniyor.

İngiltere

26 hafta annelik izni.

Doğumdan sonraki ilk altı hafta aylık ücretin yüzde 90'ı oranında, kalan 20 haftada ise haftalık 100 Sterlin (yaklaşık 226 İsviçre frankı) ödeme yapılıyor.

Hollanda

16 hafta annelik izni.

Ücretli çalışanlara günlük 167 Euroyu geçmemek kaydıyla aylık ücretlerinin tamamı, kendi işyerlerinde çalışanlara ise aylık 1265 Euroyu aşmamak kaydıyla aylık gelirlerinin tamamı ödeniyor.

Yunanistan

119 gün annelik izni.

Son aylık ücretin tamamı, günlük 6 Eurodan az olmamak üzere ödeniyor.

Finlandiya

105 gün annelik izni.

Yıllık gelirleri 26'720 Euroya kadar olan çalışan kadınlar aylık ücretlerinin yüzde 70'ini, 26'721-41'110 Euro arası olanlar yüzde 40'ını, bu rakamın üstünde olanlar ise yüzde 25'ini alıyorlar. Çalışmaz durumdaki kadınlara ise günlük en az 11 Euro üzerinden hesaplanan bir ödeme yapılıyor.

Halk inisiyatifi ve halkoylaması

ne, nedir?

Halkoylaması

İsviçre’deki  politik sistem, “son sözü halk söyler” ilkesine göre oluşturulmuş.

“Bütün ülkelerde böyle söylenmiyor mu?” denebilir.

Ancak İsviçre’de bu söz, halkın yöneticileri seçmek için 4-5 yılda bir sandığa gitmesi olarak algılanmıyor.

“Yarı doğrudan demokrasi” tanımı da buradan kaynaklanıyor ve anayasal sistem, halkı parlamentonun üstündeki bir “yasama erki” olarak tanıyor.

Nasıl mı?

Her şeyden önce İsviçre’de parlamentonda kabul edilen bütün anayasa değişiklikleri, halkoylamasına sunulmak zorunda... Halkoylamasında kabul edilmeyen anayasa değişiklikleri, geçersiz sayılıyor. Ayrıca, halkın çoğunluğunun kabul etmesi de yeterli değil, aynı zamanda kantonların çoğunluğunun da benimsemesi gerekiyor bir anayasal değişikliği...

Bu durum, kaynağını İsviçre Anayasası’nın temel ilkelerinden alıyor. Anayasaya göre İsviçre, halk ve kantonların eşit ağırlığı üzerinde yükseliyor.

Evet, bütün anayasa değişiklikleri halkoylamasına sunulmak zorunda. Ancak aynı zorunluluk parlamentonun yasa ve benzeri kararları için söz konusu değil. Eğer parlamento kararına karşı geçerli bir “halk inisiyatifi” yoksa, karar yürürlüğe giriyor.

Halk inisiyatifi

İsviçre’de politik karar alma mekanizmasını, halk inisiyatifleri konusunda bilgi sahibi olmaksızın anlamak imkansız. Tüm anayasal değişikliklerin halkoylamasına sunulması zorunluluğundan yukarıda söz etmiştik. Eğer bu değişikliğe karşı bir seçenek sunulmadan halkoylaması sonucunda parlamento kararı kabul edilmezse, eski anayasa maddesi geçerliliğini korumaya devam ediyor.

Ancak, 18 ay içinde 100 bin seçmenin imzasıyla sunulan ve parlamento kararına karşı bir öneri ortaya çıkarsa, bu da halkoylamasına sunuluyor. İşte, halk inisiyatifi bu.

Anayasa değişikliklerinde halk inisiyatifleri için aranan koşullar, yasa ve benzeri parlamento kararları için değişiyor.

Parlamentonun anayasa değişikliği dışındaki kararlarına karşı, bir halk inisiyatifinin geçerli sayılması için,3 ay içinde 50 bin seçmenin imzasıyla sunulması gerekiyor. Budurumda halkinisiyatifi, halkoylamasına sunulma hakkını kazanmış oluyor.