|
Erzak
karneleri yakılıyor, gizli mahzenler kapanıyor...
İsviçre’den
"Soğuk Savaş"a veda
İsviçre,
soğuk savaşın da sona ermesinin etkisiyle ulusal güvenlik
politikasını değiştirirken, erzak karneleri fırınlarda imha
ediliyor, yiyecek ve zorunlu ihtiyaç maddelerinin depolandığı
gizli mahzenler ile yeraltı hastaneleri kapatılıyor, köprülere
bağlanmış patlayıcılar sökülüyor ve ordu küçülüyor.
snc/
Sevim Civil
Küçük
İsviçre, kendisi katılmamakla birlikte iki dünya savaşında
da yangının ortasında kaldı ve devler tarafından yutulmanın
korkusunu yaşadı. Geleneksel tarafsızlık politikasının büyük
devletlerce kabul görmesi, ülkenin işgaline karşı bir kalkan
vazifesi görse de, İsviçreliler uzun yıllar bu ihtimali hiç göz
ardı etmediler. Bir istila durumunda sivil güçlerin silahlı
savunmaya nasıl katılacaklarından, halkın çeşitli ihtiyaçlarının
nasıl karşılanacağına kadar bütün konularda ayrıntılı
planlar geliştirildi.
İkinci
Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra başlayan soğuk savaş döneminde
ise İsviçreliler, gelecek bir savaşta kendilerinin de hedef
olabileceği endişesini daha fazla yaşamaya başladılar. Tarafsızlık
politikasına rağmen, İsviçre, bu dönemde ana politik
tercihlerini ABD’nin öncülüğündeki kamptan yana kullanmış
ve Sovyet sisteminin karşısında yer almıştı. İsviçre, soğuk
savaş yıllarında, sıcak savaşın soluğunu hiçbir zaman
olmadığı ölçüde ensesinde hissetti.
1990
yılların başında Sovyetler Birliği’nin dağılması ve soğuk
savaşın sona ermesiyle, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu
gibi İsviçre’de de ulusal güvenlik politikaları yeniden gözden
geçirilmeye başlandı. Bunun günlük hayata da yansıyan sonuçları
bugün artık açık bir şekilde gözlemlenebiliyor. Beobachter
dergisince kapak konusu yapılan “Elveda Ordu” başlıklı bir
araştırmada değişen İsviçre’yle ilgili çarpıcı
bilgilere yer veriliyor.
Erzak
karneleri, fırınlarda yakılmayı bekliyor
İsviçre’de
İkinci Dünya Savaşı günlerinin de tecrübesiyle kıtlık günleri
için hazırlanan erzak ve ihtiyaç karneleri soğuk savaş yıllarını
kullanılmadan geride bıraktı.
Bern’in
tam merkezindeki bir sivil savunma barınağında saklanan ve
belediyelere göre ayrılan sayıları bir milyonun üzerindeki
karne artık ömürlerini tamamlamak üzere. Durum diğer
kantonlarda da aynı… Üç ay öncesine kadar bütün
kantonlarda acil durumlar için hazır tutulan bu karnelerin tümü,
İsviçre Hükümeti'nin talebi üzerine gelecek günlerde çöp
yakılma merkezlerine doğru son yolculuklarına çıkacaklar.
Üç
yıl öncesine kadar ise İsviçre Hükümeti’ne doğrudan bağlı
ve oldukça büyük bir daire, bu karnelerin düzeni ve depolanan
ihtiyaç maddelerinin sayımıyla görevliydi. Artık küçültülerek
34 kişiyle çalışan bu daire, özel sektörün de paylaştığı
erzak ve yakıt depolama sorumluluğuyla ilgili işlerin
koordinasyonundan sorumlu.
Soğuk
savaş dönemindeki gizli tehdit karşısında İsviçre
mahzenlerinde tekstil, deri, elektrik lambası, otobüs
tekerlekleri ve gözlük camları gibi acil durumlar için gerek
duyulabileceği düşünülen pek çok malzeme depolanıyordu. Bu
çalışmalar büyük bir gizlik içinde sürdürülüyordu. İnsanlar,
Lütisburg ve Surava gibi erzak mahzenlerinin isimlerini sesli bir
şekilde telaffuz etmekten dahi çekiniyorlardı, çünkü vatan
haini olarak damgalanma tehlikesi vardı.
Gizli
mahzenler devrinin sonu
Bir
zamanlar durum böyleydi... Sadece Berlin Duvarı’nın yıkılması
değil, aynı zamanda parlamento ve hükümetin yöneldiği kemer
sıkma politikaları da bu bir dönemin büyük önem verilen
gizli erzak depolarının kaderini belirlemiş durumda.
Yetkililer, günümüz şartlarında İsviçre’nin artık geniş
çapta siyasal ve ekonomik izolasyon içinde erzak depolayarak
kendini korumasının mümkün olmadığını belirtiyorlar. Halkın
dört aylık zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilecek
kapasitedeki bu gizli mahzenlerin de ortadan kaldırılması
kararlaştırılmış durumda.
Bu
politika değişikliğini rakamlara bakarak da görmek mümkün…
İsviçre halkı 1990’da bu gizli mahzenler için vergiler
yoluyla toplam 795 milyon frank öderken, bu rakamın 2003'te 132
milyon franka düştüğü belirtiliyor.
Sabun,
çamaşır tozları, kömür, çay, kakao ve çeşitli tohumlar
bulunan depoların hepsi 2003'te hemen hemen tamamen boşaltılmış
durumdaydı. Önümüzdeki iki yıl içinde mısır, arpa ve yulaf
gibi besin maddelerinin saklandığı, 2008’e kadar da metal,
elektrik malzemeleri, akü, pil ve tekstil ham maddeleri bulunan
mahzenlerin boşaltılması hedefleniyor. Fiyat dengelerinin
zedelenmemesi için çok fazla miktarda bulundurulan ürünlerin
adım adım pazara sunulması düşünülüyor.
Yeni
kriz senaryoları ve ordunun küçülmesi
Yeni
düşman tablosu bugün başka bir şekilde tasvir ediliyor ve
yeni stratejiler de buna göre şekilleniyor. Günümüzde salgın
hastalıklar, terör ve sabotajlara karşı korunmak gerekiyor.
Bundan dolayı İsviçre bir süredir sayısı on binlere varan
kan torbası, sars salgınına karşı 120 bin maskenin yanı sıra
grip salgınına karşı antibiyotik ve ilaç depoluyor.
2010
yılına kadar on milyar frank değerinde ordu malzemesi satılmış
olacak. Ordu gücünün sayısı ise şimdiden 800 binden 220 bine
indirilmiş durumda.
Bugünlerde
90 bin metreküp çadır, yüz bin kullanılmış askeri kıyafet
önümüzdeki aylarda yakılmak üzere bir araya getiriliyor. Ayrıca
pek çok köprüye bağlanmış olan ve sınır koruma binalarında
bulunan yaklaşık iki bine yakın patlayıcı madde etkisiz hale
getirilecek ve yedi bin cephane imha edilecek. Sadece bu işleri
yapmak yılda yaklaşık 20 milyon franka mal oluyor.
İsviçre
Ordusu 30 "Tiger" uçağını Amerika Birleşik
Devletleri ve Avusturya’ya sattı. Ordu Bakanlığı, elindeki
"Leopard" panzerlerini de satışa sunmayı planlıyor.
İsviçre'nin
en büyük emlak sahibi olan ordunun mülkiyetindeki toplam alan,
Zug Kantonu büyüklüğünde. Yetkililer, ordunun hizmetindeki
alanlarının yüzde 93’ünün imar planı dışında kalan bölgelerde
olduğunu ve bundan dolayı satılamadığını açıklıyorlar.
Satışa sunulabilen alanlardan ise yılda yaklaşık 30 milyon
frank gelir sağlandığı tahmin ediliyor.
Yaşananlar,
İsviçre ordusunun müzeye kaldırılmasını talep edenlere
olumlu cevap verildiğini gösteriyor. Ancak, ordunun kendini
ufaltması süreci, geleneksel ordu temposuna pek uymayan o kadar
büyük bir hızla işliyor ki, en ateşli savaş karşıtları
dahi bu kadarını hayal etmelerinin mümkün olmadığını açıkça
itiraf ediyorlar.
İlaçların
çoğu imha ediliyor
Hükümetin
tasarruf politikasının alınması kolay olmayan bazı kararları
da beraberinde getirdiğini vurgulayan yetkililer, depolarda
bulunan ilaçları insani yardım amacıyla kullanamadıklarını
belirtiyorlar. Yetkililer, ilaçların kullanım tarihleri
konusunda sorumluluk taşıyamayacaklarını dillendirirken, aynı
sorunun bakımlarından emin olamadıkları çeşitli tıbbi araçlar
için de geçerli olduğunun altını çiziyorlar. Bununla
birlikte, kullanılabilir durumda olduğu kuşku götürmeyen
malzemeler hemen değerlendirilmeye çalışılıyor. Örneğin
yeraltında bulunan toplam 12 hastanenin altısının kapatılmasının
ardından, kısa bir süre önce Ukrayna’ya sadece yüzlerce
hastane yatağı gönderildiği biliniyor
|