snc, sadece günlük haberle

yetinmiyor, İsviçre'deki

önemli gelişmeleri de mercek

altına alıyor.

snc dosyaları >>>

 

İsviçre Yabancılar Komisyonu Başkanı Francis Matthey... Komisyon tarafından yayımlanan rapora göre iletişimde dil önemsiz değil, ama kantarın topuzunu da kaçırmamak gerek… (Fotoğraf: snc Arşivi)

 

Yurttaşlığa geçişlerde dil sorununa cevap

İletişim kurma becerisi daha önemli

• İsviçre Yabancılar Komisyonu’nca yayımlanan bir çalışma raporunda, göçmenlerin sosyal yaşamda sağlıklı iletişim kurabilmelerinde yaşanılan bölgede konuşulan dile ne ölçüde hakim olmaları sorusuna cevap arandı. Komisyona göre iletişimde dil önemsiz değil, ama kantarın topuzunu da kaçırmamak gerek…

snc/ Sevim Civil /Haziran 2006

İsviçre yurttaşlığına geçmek isteyenlerin dil testlerine tabi tutulmaları gerektiği doğrultusunda yapılan tartışmalar, son yıllarda İsviçre basınında sürekli önemli haberler arasında yer aldı. Birçok kanton belediyesinin, yurttaşlık taleplerini reddetmeleri durumunda bir açıklama getirmeleri zorunluluğu, yurttaşlığa geçiş işlemlerinde objektif ve ölçülebilir kriterlerin aranmasına yol açtı. Dil testleri doğru bir yol mudur ya da yapılmasına karar verilmesi halinde testlerde nasıl bir yöntem uygulanmalıdır?

Yurttaşlığa geçişte dil testine gerek yok

“Yurttaşlığa geçmek isteyenlerin dil testlerine tabi tutulmaları ne kadar anlamlı olur?” sorusunun İsviçre Yabancılar Komisyonu’na sık sık sorulması üzerine, komisyon yetkilileri harekete geçerek Freiburg Üniversitesi Yabancı Diller Öğrenim ve Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan bir uzman raporunu temel alarak “Yurttaşlık ve Dil Bilme” konusunu masaya yatırıp kapsamlı bir tavsiye bildirgesi çıkarttı ve bunu kamuoyunun bilgisine sundu.

İsviçre Yabancılar Komisyonu tarafından yayımlanan raporda, yaşanılan ülkenin diline hakim olmanın iyi entegre olunduğuna ya da tek başına dil eksikliğinin entegre olma yönünde olumsuz etkiler yarattığına işaret etmediği vurgulandı.

Yetkililer, insanların sosyal ilişkilerde iletişim kurma becerisinin dile hakim olmanın önünde yer aldığı kanısına vararak, çalışmalarının hiçbir şekilde lisan testleri yapılmasını hedeflemediğini belirttiler. İsviçre Yabancılar Komisyonu, yurttaşlığa geçişle ilgili İsviçre genelinde geçerli olacak kriterler üzerine çalışılması gerektiğini açıkladı ve kanton belediyelerinin dil bilme konusunda kendi kriterlerini uygulamaya koymalarının sakıncalarına dikkat çekti.

İsviçre Yabancılar Komisyonu’nun tavsiyeleri

Yurttaşlığa geçişlerde gramer ve kelime hazinesini içeren dil testlerinin yapılmasına karşı çıkan İsviçre Yabancılar Komisyonu’nun konuyla ilgili önerileri özetle şöyle:

• Yurttaşlığa geçmek isteyen kişiler, hangi beklentilere cevap vermeleri gerektiği konusunda bilgilendirilmeli, dil kurslarına gerek duyulduğunda ise kurslar hakkında bilgi sahibi olabilmelidirler.

• Yurttaşlığa geçişlerde dile hangi derecede hakim olunduğu değil, sözlü iletişim değerlendirilmelidir.

• Her dil bölgesi ya da en azından her kantonda, lisan konusunda hemfikir olunabilmeli, kriterlerin tespiti belediyelere bırakılmamalıdır.

• Var olan lisan diplomaları kabul görmelidir.

• İsviçre düzeyinde günlük konuşma lisanı üzerine göçmenlikle ilgili bir konsept üzerine çalışılarak genel bir politikanın temeli oluşturulmalıdır.


NE, NEDİR?

İsviçre Yabancılar Komisyonu (EKA/ CFE/ CFS)

İsviçre Yabancılar Komisyonu (Almanca EKA, Fransızca CFE ve İtalyanca CFS olarak kısaltılıyor), 1970 yılında İsviçre Hükümeti’nin bir uzmanlık komisyonu olarak kuruldu. Üyeleri İsviçre Hükümeti tarafından seçilen ve parlamento dışı bir komisyon olan Yabancılar Komisyonu, doğrudan İsviçre Adalet ve Polis Bakanlığı’na bağlandı. Komisyonun çalışma alanı, İsviçrelilerle göçmenlerin birlikte yaşamlarını ilgilendiren sosyal, ekonomik, kültürel, politik, demografik ve hukuki sorunların değerlendirilmesi olarak tarif edildi. 2001 yılından bu yana entegrasyon projeleri için ayrılan fonların dağıtımında idari görev üstlenen Yabancılar Komisyonu, göçmenlikle ilgili güncel konularda çalışmalar yürütmenin yanı sıra, entegrasyon politikası alanında da hükümete danışmanlık yapmaktadır.

Yürütme organındaki üç üyeden birinin yabancı statüsünde olduğu 30 üyeli komisyonun üyelerinin de yarısı yabancı statüsündeki göçmenlerden oluşmaktadır. İsviçre’de yaşayan Türkiye kökenli göçmenler, komisyonda Hatice Yürütücü tarafından temsil edilmektedir. (snc)

 
 

İsviçre’nin göçmenlik politikasında izlediği yol

Herkes entegrasyon diyor, ama…

İsviçre’de ekonomik büyümenin istikrar kazanmaya başladığı 2. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasındaki yıllarda yabancı nüfusun uyum sağlama konusu ortada dahi yoktu. Bu konu ancak 1970’li yıllardan sonra yavaş yavaş gündemdeki yerini almaya başladı. Tam olarak bugün de tanımlanamayan entegrasyon kelimesi, o zamanlar kabaca İsviçre göçmenlik politikasının üç ana hattından birini oluşturuyordu. Buna göre, çalışan ve kendi geçimlerini sağlayanlar entegre olmuş kişiler olarak algılanıyordu. Bunun yanı sıra mevsimlik işçi statüsü, hükümet yetkililerine iş pazarının ihtiyaçları doğrultusunda esnek davranma özgürlüğünü veriyordu. Bu da mevsimlik işçi statüsünde olan ve işlerini kaybedenlerin ülkelerine geri gönderilme tehlikesini içinde barındırıyordu.

1970’te toplam yabancı nüfusun sadece yüzde 35’i İsviçre’de kalma güvencesi veren C oturumu hakkına sahipti. Günümüzde ise yaklaşık olarak toplam göçmen nüfusunun üçte ikisinden fazlası C oturumu hakkına sahip. 1990’lı yıllarda başlayan ve uzun süre devam eden ekonomik durgunluk, sosyal giderlerin çoğalmasına ve işsizlik rakamlarının yükselmesine neden oldu. Bu gelişme artık işyerinin tek uyum sağlanan yer olmadığı gerçeğini de su yüzüne çıkarttı. İsviçre Hükümeti de, kaydedilen bu ekonomik ve sosyal değişimler karşısında artık uyumun günlük yaşantıda da önemli bir rol oynadığı gerçeğiyle yüz yüze geldi ve entegrasyonun devlet politikasının görevleri arasında yer alarak aktif bir şekilde desteklenmesine karar verdi.

1998’de uyum için maddi fonların yaratılması kararı çıkartıldı. Ancak, entegrasyon doğrultusunda neler talep edilmeliydi? İşte bu noktada beyan edilen birçok fikrin arasında en fazla rağbet göreni, uyumun anahtarının yaşanılan ülkenin diline hakim olduğu oldu. İsviçre’ye uyum sağlamada anahtar role sahip olan dilin aynı zamanda İsviçre kültürüne de kapıları açacağı inancı yaygın bir çevre tarafından kabul gördü.

Bu gelişmeler sonucunda, 1 Şubat 2006 tarihinde yürürlüğe giren yasayla yeni gelen göçmenlere dil kurslarına katılma zorunluluğu getirildi.

Yabancıların dil öğrenme zorunluluğunun bu şekilde ön plana alınması, bunun kapsamlı bir toplumsal entegrasyon süreci içindeki yerinin ne olacağıyla ilgili belirsizlikleri ortadan kaldırmadı. Dahası hiçbir zaman sosyal bilimler alanına ait olmayan bir kavram olarak entegrasyon, çok tekrarlanan ama herkesin ondan başka bir şey anladığı, politikacı ve bürokratların günlük ihtiyaçlara göre farklı şekillerde içini doldurmaya çalıştıkları anlaşılmaz bir kelime haline dönüştü.

Bütün bunların yanı sıra İsviçre’nin dört resmi diliyle sınırlı anayasal ve yasal statü, günlük yaşantıda varlığını koruyan çok dillilik konusunda henüz bir cevap bulmuş değil. Bu noktada, merkezi hükümet, kantonlar ve belediyeler birbirlerine zıt politikalar üretmeye devam ediyorlar. (snc)