snc, sadece günlük haberle

yetinmiyor, İsviçre'deki

önemli gelişmeleri de mercek

altına alıyor.

snc dosyaları >>>

 

Bu bir bilimkurgu öyküsü değil, gerçek; evet ölümden sonra elmas olmak isteyenler giderek artıyor.

 

Ölünce yanarak elmas olmak

Semavi dinlere inananlar arasında, ölünün yakılması konusunda farklılıklar var. Müslüman ve Yahudi geleneklerinde cansız beden toprağa verilirken, Katolik ve Protestan kiliseleri krematoryumlarda yakılmaya artık karşı çıkmıyorlar. Batıda, dini inançları olmayanların yanı sıra Hıristiyanlar arasında da giderek yaygınlaşan bu ölü uğurlama işleminden arta kalan küller, İsviçre'de elmasa dönüştürülmeye başlandı. Bu bir bilimkurgu öyküsü değil, gerçek; evet ölümden sonra elmas olmak isteyenler giderek artıyor.

snc/ zafer sayar

Önce her şey İsviçreli iki kafadar girişimcinin kafasında canlandı. Bugün 38 yaşında olan Veit Brimer ve 24 yaşındaki Rinaldo Willy, sonuca giden ticari yolu, bir durum değerlendirmesi yaparak açmaya başladılar.

Ölümden sonra bedenlerinin toprağa verilmesini istemeyenlerin tercihi olan krematoryum adı verilen özel fırınlarda yakılma işlemi, günümüzde benimsenen bir toplumsal gelenek haline gelmişti. Çok eskilere dayanan ölülerin yakılma geleneğine yüzyıllarca ara veren Avrupa, 1800’lü yılların sonunda yeniden ölülerini bu yolla uğurlamaya başlamıştı. İsviçre ise, bu konuda ilklerden biri olmuş ve Avrupa’nın üçüncü krematoryumu 1889’da Zürih’te açılmıştı. Olaya dini açıdan kuşkuyla bakan inançlı Hıristiyanların önünde de, 1964’te Katolik kilisesinin verdiği izin sonrası bir engel kalmamıştı. Artık, bedenin ölüm sonrası durumuyla ilgili uygulama, tamamen kişisel bir tercih meselesi haline gelmiş ve krematoryumların çekiciliğinde belirgin bir artış kaydedilmişti.

Soru şuydu: Fırınlardaki cehennemi sıcaklıkla yanan cansız bedenlerden arta kalan kül, değerlendirilemez miydi? Bu, küllerin kavanozlar içinde mezarlıklarda ya da evlerde muhafaza edildiği, bazen de vasiyete göre doğaya serpildiğini bilen genç girişimciler Brimer ve Willy, belki de yaygınlaşarak gelecekte yeni bir toplumsal gelenek olarak karşımıza çıkabilecek bir buluşun eşiğinde olduklarını anladılar.

Külden elmasa dönüşmek

Evet, bu küller, ileri teknoloji yardımıyla yapay elmasa dönüştürülebilirdi. Bugün artık kurulmuş olan ve adından giderek daha fazla bahsedilen firmalarının tanıtımı için kullandıkları sözlerle, “nasıl ki buz ve buhar suyun iki haliyse, kül ve elmas da öyledir” şeklinde düşünebilecek kadar fizik, kimya ve insan organizmasının yapıtaşlarını tanıyorlardı. Krematoryumda yakılan bedenden arta kalan küllerde bol miktarda karbon elementi vardı ve doğal elmas da saf karbonun milyonlarca yıl yüksek ısı ve basınç altında kalarak kristalize olmuş halinden başka bir şey değildi.

Yaptıkları ilk hesaplar, projenin parlak bir geleceğe sahip olduğunu gösteriyordu. Psikolojik açıdan bakıldığında, bir anıydı mutlaka, ama kavanozda saklanan kül soğuk ve griydi; dolaysız olarak ve sadece hüznü çağrıştırıyordu. Oysa, geçmişte güzel günler de yaşanmıştı. Ama elmas, öyle değildi, ışığı her gördüğünde ya da her hareket ettirilişinde bir başka parıldıyordu; bu özelliğiyle kaybetmenin verdiği acının yanı sıra eski mutlulukları da hatırlatabilirdi.

Mümkün, ancak pahalı bir teknoloji

İki kafadar elmasın külden daha iyi bir anı olacağı konusunda fikir birliğine varırlarken, teknolojideki gelişmelerden de tümüyle habersiz değillerdi. Yapay yollarla ilk elmas, 1955’te ABD’deki laboratuarlarda elde edilmişti.

Çok yüksek ısı ve basınç altında karbonun kristalize olmaya zorlanmasıyla ortaya çıkan bu yapay elmas, sertlik özelliğinden dolayı dişçi matkapları, kesici aletlerin bilenmesi ya da merceklerin kesilmesi gibi alanlarda endüstrinin ihtiyaçları için kullanılıyordu, ancak mücevher olarak değerlendirilmeye elverişli değildi. Zaten, doğada da böyleydi; bazı elmas çeşitleri sanayi, bazılarıysa kuyumculuk için uygundu. Aslında, ABD’deki laboratuarlarda 1970 yılında, mücevher niteliği taşıyan elmas da üretildi, ama kısa zamanda bunun maliyetinin doğadan elde edilene göre çok daha yüksek olduğu anlaşıldı.

Moskova'da dev basınçlar

Moskova’daki Bilimler Akademisi’nde geliştirilen bir düzeneğin elmas elde etme üzerine sağladığı başarılar olmasaydı, belki de İsviçre’de kurulan hayalin bu kadar kısa sürede gerçekleşmesinden söz edilemezdi. Moskova’da, pazar üretimi açısından çok uygun ekonomik koşullarla, 60 bin barlık basınç ve bin 500 derecelik ısıya ulaşılarak önemli sonuçlara varılmıştı. Burada, önemli olan sıcaklık değil basınçtı. Zira, sistem zor olanı kolaylıkla başarmış ve yeryüzündeki hava basıncının 60 bin katına çıkılmıştı. (Bu devasa basıncı anlamak, Dünya koşularında denizin 600 kilometre derinliğini düşlemekle mümkün olabilir; ancak okyanusun Japonya açıklarındaki en derin noktasının on kilometrenin sadece biraz üstünde olduğunu hatırlamakta fayda var.)

Karbon bu koşullarda, kolaylıkla elmas şeklinde kristalize oluyordu; bir buzdolabı büyüklüğündeki aygıtla sağlanan ürün mücevher olarak kullanılan elmasla aynı özelliklerdeydi. Ancak, yine de elde edilen elmasın, doğal ya da yapay olduğu anlaşılabiliyor, bu da onun fiyatını düşürüyordu. Sıradan bir elmas uzmanı anlayamasa da, laboratuarlar bu ayrım için yeterli teknik ve bilgi donanımına sahipti.

ABD’ye göre çok daha ucuza mal etmesine rağmen Moskova’daki araştırmalar da, yapay elmasın mücevher sıfatıyla doğal elmasla rekabet edemeyeceğini gösteriyordu. İşte pazar ekonomisini iyi bildikleri anlaşılan İsviçreli iki kafadar, dengeyi bu noktada manevi faktörü bir ekonomik veri olarak kullanarak sağladılar.

Bir kıratlık elmas zor değil

Elmasçılık dilinde kırat, bir gramın beşte biri ve yuvarlak kesim halinde bir kıratlık elmasın çapı yaklaşık 6 milimetre… Yani bir kuru nohut tanesinden belki biraz ufak. Moskova'daki teknolojinin özelliklerini masaya yatıran İsviçreli iki uyanık girişimci genç, sistemin bedenden kalan küllerle bir ve yarım kıratlık elmas elde edilmesine izin verecek şekilde kurulması halinde, karlı bir işe başlayabilecekleri sonucuna vardılar.

Kurulacak basit bir kimya laboratuarı ve küçük bir "elmas üretme makinesi" dışında fazla bir şeye ihtiyaçlarının olmadığı ortaya çıkınca, artık fanteziler de birer birer serbestçe şekillenmeye başlıyordu. Elinde bedeni fırında yakılan sevdiği kişinin kavanoza doldurulmuş külleriyle firmalarına gelen müşteriye, geniş bir imkanlar listesi sunulmalıydı.

Öldükten sonra elmas olmak:

Kaide üstünde mi, yüzük şeklinde mi?

Nitekim öyle de yaptılar. Hazırladıkları resimli kataloglarında küllerden istenen büyüklüğe göre elde edilen yapay elmasın kesimle alabileceği şekillere dair örnekler sundular. Bu elmasın nasıl muhafaza edileceği ya da kullanılacağı konusunda müşteriye yol göstermeyi de ihmal etmediler. Örneğin, elmas, küçük bir granit kaidenin üzerine sabitlenebilir ve bu haliyle yaşanılan mekanın uygun bir köşesinde saygın yerini alabilirdi. Başka bir yol da, onun, yüzük ve kolye gibi takı eşyası olarak kullanımı olabilirdi. Yani, her şey mümkündü ve müşterinin isteklerine bağlıydı.

Ölen çok sevdiği eşinin ya da çocuğunun yakılan bedeninden kalan küllerden oluşan nohut büyüklüğündeki bir elmas parçasının süslediği bir yüzüğü takmak... Bunun büyük bir müşteri potansiyeline hitap ettiği her haliyle belliydi, ancak dini açıdan yapılabilecek bir eleştirinin çok şeyi alt üst edeceği de kolaylıkla düşünülebilirdi. Yollarının açık olduğuna inanan iki girişimci kafadar, haklı olarak, bundan fazlasıyla endişe duyuyordu.

Kiliselerden yeşil ışık

Müslüman ve Yahudi geleneklerinde, bırakalım daha sonraki işlemleri, ölünün yakılmasına da yer yoktu. Cansız beden ancak toprağa verilebilirdi. Ancak, Brimer ve Willy bunun zaten farkındalardı ve bu iki semavi dine inanlara hitap edemeyeceklerini biliyorlardı. Onları ürküten, Katolik ve Protestan kiliselerinden gelebilecek bir tepkiydi.

Kiliseler en az 40 yıldan bu yana, krematoryumda yakılmayı benimser durumdalardı, ama hiçbir zaman "ölen dedenizin küllerinden yüzük yapılabilirsiniz" de dememişlerdi. Konu kamuoyuna yansıyınca, çoğu Hıristiyan din adamının görüş bildirmekte isteksiz davrandığı hemen anlaşılıyordu. Ancak, bu sessizliğin uzun sürmediği görüldü. Yapılan çeşitli açıklamalarda, kiliselerin, böyle bir işlemin en azından karşısında durmayacakları, günah olarak nitelemeyecekleri belli oldu. Katolik ve Protestan din adamları arasında ağır basan görüşün, olayın "kişisel tercih" kapsamında değerlendirilmesi olduğu anlaşıldı.

Sansasyonel başlangıç

İsviçreli genç girişimciler, bu mesajları sevinçle karşıladılar ve "Yürü ya kulum!" olarak algılayarak başladıkları işe tam olarak sarıldılar. Rüzgar arkalarındaydı, medyalar sürekli onlardan söz ediyorlardı ve daha işin başında bir anda ünlü olmuşlardı. Basit de olsa bir reklam kampanyasına dahi ihtiyaçları kalmamıştı. Öldükten sonra elmas olmak ya da yakınlarını elmas yapmak isteyenler, basından aldıkları bilgileri firmanın basitçe hazırladığı internet sitesini ziyaret ederek tamamlıyorlar ve ilişkiler bu şekilde kendiliğinden kurulmuş oluyordu.

Hangi sürede ve fiyata elmas olunuyor?

Geçtiğimiz Temmuz ayında kuruluşu tamamlanan ve "Algordanza" adını alan firma, ölü müşterilerini elmas haline getirirken, bunun için gereken süre ve para da elde edilmesi istenen ürünün büyüklüğü ve kalitesine göre değişiyor. İşlem, duruma göre iki ile beş hafta arasında sürüyor. Fiyatlar ise altı bin frankın biraz altından başlıyor. Ama bu kadar parayla, ancak yarım kıratlık, yani yaklaşık bir mercimek tanesi büyüklüğünde elmas olmak mümkün. Eğer daha büyücek bir elmas olmak isteniyorsa, eli biraz daha cebe atmak gerekiyor. Ama ne kadar cömert davranılsa da, altı milimetre çapından büyük bir elmas olma şansı henüz yok, zira kullanılan teknoloji bu kadarına izin veriyor.

Elmasın ne kadarı ölenden oluşuyor?

Krematoryumlardaki yakma işleminde cansız bedenin tabutla fırına sokulduğu biliniyor ve dahası merhumun üzerinde giysileri bulunuyor. Bu şekilde oluşan küllerden elde edilen elmas, kaçınılmaz olarak biraz tabutu oluşturan tahtayı, biraz da o andaki giysileri temsil ediyor. Bunun bilincinde olan İsviçreli kafadarlar, "bize gelen külden müşteri sorumludur" diyorlar.

Buradan, tamamen ölen kişiden meydana gelmesi istenen bir elmas için, fırına tabutsuz ve elbisesiz girmek gerektiği sonucuna varılabiliyor. Krematoryumların, bu işleme hazır olup olmadıkları ise henüz bilinmiyor. (snc)