snc, sadece günlük haberle

yetinmiyor, İsviçre'deki

önemli gelişmeleri de mercek

altına alıyor.

snc dosyaları >>>

 

İsviçre Yabancılar Komisyonu Başkanı Francis Matthey:

"Olten’in verdiği mesaj, İsviçre Parlamentosu’nda da yankısını bulmalıdır." (fotoğraf: snc/ sevim civil))

 

Olten'deki ulusal toplantıda mercek altına alındı

Nasıl bir entegrasyon ve göçmen

politikası?

Entegrasyon, sosyal alandaki sorunların çözümüyle ilgili son yılların belki de en sık kullanılan kavramları arasında yer alıyor. Çoğu kişinin bu kavrama, olumlu bir anlam yükleyerek başvurduğu da biliniyor. Ancak, entegrasyon, öyle bir kelime ki, kullanılırken kullananın tarifine ihtiyaç duyuyor. Çünkü çok farklı süreçler, çok farklı amaçlar aynı kelimenin yardımıyla ifade edilebiliyor. Göçmenler Entegrasyon Forumu FIMM'in düzenlediği ve ulusal ölçekte göçmenlikle ilgili tüm çevrelerin ilk kez bir araya geldiği toplantıda da bu gerçek yine su yüzüne çıktı.

snc/ sevim civil -zafer sayar

İsviçre Dışişleri Bakanı Micheline Calmy-Rey'in de hükümeti temsilen katıldığı ve 23 Nisan'da Olten'de yapılan ulusal toplantı, göçmen politikası ve entegrasyona ilişkin genel bir ulusal uzlaşıya henüz ulaşılmadığını bir kez daha gösterdi.

"Göçmenler hakkında çok konuşuluyor, ancak göçmenlerle konuşulmuyor" ifadesini kullanan FIMM Genel Sekreteri Claudio Micheloni, göçmenlikle ilişkili sorunların çözümü ile ilgili çok farklı yaklaşımların bulunduğunu ve zaten toplantının amacının da yetkili makamlar, partiler, sendikalar ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin yanı sıra dini inanç grupları ve ekonomi dünyasının temsilcilerini de bir araya getirerek geniş bir diyalog platformu oluşturmak olduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanı Micheline Calmy-Rey'in göçün bazı sorunlar doğurmasına rağmen bir toplumu yenileyen yönüne dikkat çekerken dünyada büyük göç hareketlerini doğuran savaş, açlık ve yoksulluk gibi nedenlerin ortadan kaldırılması için uluslararası işbirliğine duyulan ihtiyacı da dile getirdiği konuşması ana hatlarıyla katılımcıların büyük bir çoğunluğunun ortak görüşlerini yansıttı.

Ancak, toplantıda İsviçre'de göçmenlikle ilgili çözüm bekleyen sorunlarda ayrıntılara girildikçe katılımcılar arasındaki farklılıklar belirgin bir biçimde ortaya çıkmaya başladı. Yabancılar Yasası, İsviçre'de oturum izni olmadan yaşayanların sorunları, göçmen politikası ve entegrasyonun tanımlanması gibi noktalarda çok farklı görüşler seslendirildi. Toplantıya katılan göçmenlerin ise entegrasyondan asimilasyonun anlaşmaması gerektiğini sık sık dile getirmelerine rağmen ortak bir entegrasyon tanımında buluşmakta zorlandıkları gözlemlendi.

Çözüm yolları açık mı?

Birbirine yabancı kültürel öğelerin aynı mekan içinde yaşamaya başladıklarında, başlangıçta bazı sorunların ortaya çıkmasının son derece olağan olduğu, toplantıda yapılan değerlendirmelerde üzerinde birleşilen noktalardan biri olarak ortaya çıktı. Sorunların çözüm yollarının önü kapatılmadığı takdirde, bunda korkulacak bir şey olmadığı tespitine de açık olarak karşı çıkan bir katılımcı olmadı. Ancak, "Çözüm yolları açık mı?" sorusu ortak cevaplanamayan bir soru olarak akıllarda kaldı. Göçmenler, çözüm konusunda kendi iradelerini yansıtacak kanallara sahip olmadıklarını, kendilerine sorulmaksızın sürekli kendileri üzerinde karar alınmasından duydukları sıkıntıyı gündeme getirdiler.

Entegrasyon ne ya da tanımı niçin bu kadar zor?

Bu arada, farklılıkların bazı sorunlara yol açmasının madalyonun sadece bir yüzü olduğuna da sık sık dikkat çekildi. Bu noktaya değinilen ve entegrasyon tanımı için yeni ve sağlam bir çerçeve ortaya koyduğu için toplantının gündemine ağırlığını koyan konuşmalarda, tarihin, kültürel zenginliğin ana yapıtaşlarından birinin bu farklılıklar olduğunu da gösterdiği kaydedilerek şunlar söylendi:

"Bu farklılıklar olmasaydı, yeni ve daha gelişkin sentezler nasıl ortaya çıkabilirdi? Ve her yeni sentezin, yeni farklılıkları içinde barındırdığını, bunların da daha sonraki yenilerin yapıtaşları olduğunu düşünmek yanlış mı olur?"

Entegrasyon kavramını tarihsel ve güncel olgulara dayalı gerçek bir temele oturtmayı hedefleyen bu konuşmalarda ortak olarak şu görüşlere yer verildi:

"Tabii sentezlerin tesadüfen ortaya çıktığı ya da burada her farklılığın etkisinin eşit olduğu söylenemez. Yeni bileşimlerde, her öğenin mutlaka bir izi oluyor, ama farklı ağırlıklarda... Bütün bir insanlık tarihini, aslında bir bakıma, karşılıklı etkileşimlerle ortaya çıkan bir sürekli yenilenme süreci olarak da okumak mümkün."

"Parlamento bu sese kulak vermeli"

Olten'deki toplantı ortak oturumların yanı sıra çeşitli konu başlıkları altında oluşturulan çalışma gruplarındaki fikir alışverişleriyle yoğun bir tempoyla devam etti.

Ortak bir sonuca varılamasa da, iki noktanın bundan sonraki süreçte ağırlığını hissettireceği ortaya çıktı.

Göçmenlerin, göçmen politikasının oluşumunda kendi iradelerinin de dikkate alınması talebi, İsviçre Yabancılar Komisyonu Başkanı Francis Matthey tarafından da, "Olten’in verdiği mesaj, İsviçre Parlamentosu’nda da yankısını bulmalıdır" sözleriyle yüksek sesle tekrarlandı. Toplantının bıraktığı bir başka önemli iz ise, çözüm için gerekli olan ortak bir entegrasyon tanımına ulaşmanın keyfi kriterlere göre değil, ancak tarihsel ve güncel olgulara dayanarak mümkün olabileceği şeklinde özetlenen tez oldu.

izlenimler

Entegrasyon:

Karşılıklı etkileşim içinde

birlikte yenilenme mi?

Olten toplantısı, belki de en çok, üzerinde toplumsal mutabakat sağlanan yeni bir entegrasyon tanımına ihtiyaç duyulduğunun tekrar tekrar vurgulanmasıyla akıllarda kalacak. Bunun önemi, bütün katılımcılar tarafından da kabul ediliyor. Zira, aynı kavramlar kullanılırken, bu kavramların içi herkes tarafından farklı bir şekilde doldurulduğunda, ortada gerçek bir diyalog da, bir anlaşma zemini de kalmadığı bilinen bir gerçek.

Yeni bir entegrasyon tanımı için ortaya çıkan en kuvvetli tez ise, "karşılıklı etkileşim içinde birlikte yenilenmek" olarak özetlenebiliyor. Bunun, "sen bana uyacaksın" şeklinde özetlenen ve göçmenlikle ilgili sorunların çözümüne bugüne kadar katkı sunmadığı bilinen entegrasyon tanımıyla taban tabana zıt olduğu kolaylıkla anlaşılıyor.

Bu tezi savunanlar, doğruluğundan kuşku duyulmayan tarihsel ve güncel olgulardan hareket ediyorlar. Vardıkları sonucun da, toplumsal yaşamın doğal akışıyla uyum sağladığı, barışçıl olduğu, zorlamalara yer vermediği ve gelişmenin önünü açtığına dikkat çekiyorlar. Bu görüşü ana hatlarıyla özetlemeye çalışalım.

Tarihten örnekler

Tarih çok çarpıcı sayısız örnekle dolu. Ama insanların karşı ya da başka tarafı tanımaya en az hazır oldukları, düşmanlıkların hat safhaya vardığı savaş durumlarında bile, birbirlerinden etkilenmekten kaçınamadıklarına ne demeli?

Osmanlı ordusu 1453’te Konstantinapolis’e girdi. Bu bir savaştı. Yenilen Bizans sona erdi, ama sadece bir devlet olarak... Diğer pek çok kurumunun yanı sıra, kültürü de yeni sentezlerin oluşumunda rol oynadı. Bugüne Türk Klasik Müziği olarak ulaşan Osmanlı Saray Müziği ile Bizans Müziği arasındaki bazı benzerlikler her dinleyicinin ilgisini çekmiştir.

Konstantinapolis'i İstanbul yapan Osmanlı ordusu Viyana’ya giremedi. Ama biliniyor ki, Osmanlı, askeriyle Viyana’dan boynu bükük dönmesine rağmen bu defa da müziği Viyana’ya girdi. Osmanlı Askeri Müziğinin, Batı Klasik Müziği üzerindeki etkileri, başta Mozart örnek gösterilerek sık sık verilir.

Tarihteki önemi yukarıdakilerle kıyaslanamayacak ölçüde büyük olan başka bir örnek, okullarda da sık sık işlenir. Kuzeyden gelen Germen akınlarının, Batı Roma’ya son noktayı koyduğu, ortaklaşa sahip olunan bir tarihi bilgidir. Ama, bununla bağlantılı başka bir tarihi bilgi daha vardır. Ortaya çıkan yeni sosyo-ekonomik yapı, ne yenenlerin, ne de yenilenlerin daha önce yaşadıklarına pek benzememiştir. Avrupa’da yüzyıllara damgasını vuran ve bugün yaşadığımız hayata köklü bir zemin oluşturan feodalizm işte bu koşullarda yeşermiştir.

Karşılıklı etkileşim içinde birlikte yenilenme

Örnekler sayısız... Ama hepsi aynı yönü işaret ediyor. Her ne şekilde olursa olsun, birbiriyle karşılaşan topluluklar birbirlerinden etkilenirler.

Bu konuda, İsviçreliler, cesaret gösterdikleri ve tarihlerini unutmadıkları sürece kendi yollarını bulmak için fazlasıyla tarihsel tecrübeye sahiptir. Eğer konu, kültürel olarak farklı özelliklere sahip olmanın getirdiği sorunlarsa, İsviçre’nin geçmişinde çok büyük işler başarılmıştır.

İsviçre, kültürel farklılıkların birlikte yaşayabilecekleri bir modeli, daha entegrasyon kelimesi ve programları sosyal alanda kullanıma girmeden uygulamaya koymuş bir ülke. İsviçre, farklılıkları kabul edebilme başarısını çok eski tarihlerde gösterebilmiş. Ne İtalyanca konuşanlar kendi dillerini bırakarak Almanca konuşmaya başlamış, ne de Protestanlar Katolik olmuş ya da tersi...

İsviçre bugün tarihte gösterdiği bu başarının üstünde yükseliyor. İsviçre, farklılıkları bir zenginlik kaynağı olarak görebilme becerisini göstererek, bütün dünyaya bu yönüyle bir örnek oluşturmaya da devam ediyor. Farklılıkların kabulü ve hoşgörüye dayalı bu zengin tarihsel tecrübeden çıkartılacak dersler, bugün aktüalitesini koruyan göçmenlerle ilgili konulardaki çözüm arayışlarında da bize yardımcı olamaz mı?

Entegrasyonun sosyal alanda kullanımı ABD'de başladı

Amerika Birleşik Devletleri’nde geçen yüzyılın başında hümanistlerin, siyahların da okuyup, beyazlar gibi normal işlerde çalışabileceklerini anlatmak istedikleri entegrasyon programları, tarihsel olarak mutlaka bir işlev görmüştür, ama bundan bugün İsviçre’nin öğrenebileceği ne olabilir? İsviçre’nin, ABD gibi acı bir ırkçı tarihsel miras sıkıntısı yoktur.

Entegrasyon kavramı ve egemen öğeler

İsviçre’nin tarihsel olarak seçtiği ve kendi yurttaşları açısından bugün de başarıyla izlediği yol, entegrasyondan farklı bir şeydir. Zira, ne kadar esnetsek de sosyal planda entegrasyon, kaçınılmaz olarak diğer öğeleri kendine uyumlu hale getiren bir egemen öğe ya da öğeler topluluğu içerir. Bu, parçanın bütüne uyması olarak da ifade edilebilir. İsviçre, parçaların bütüne uyduğu değil, parçaların birbirleriyle etkileşerek bütünü oluşturduğu bakış açısının örneğidir.

1848 Anayasasını yaparak dillerin, kültürlerin eşitliğini anayasal güvence altına alanlar bu ülkenin insanlarıdır. Çevrelerinde ya da dünyanın herhangi bir yerinde o zamanlar böyle hiç bir örnek olmadığı halde... İsviçreliler, bugünkü sorunlara, ancak kendi tarihlerinin bu çok ileri yönlerini hatırlayarak çözüm bulabilirler.

Sonuç

Bugün yaygın şekilde kullanılarak benimsendiği için entegrasyon yerine yeni bir kavram üretmek ya da kullanmanın yararı olmadığı açık. Ancak entegrasyon kavramının toplumsal bir mutabakatla yeniden tanımlanmasının zorunlu olduğu da açık. Sosyal yaşamda kullanıldığında entegrasyon kelimesinin karşılığının artık sözlüklerde ve beyinlerde "karşılıklı etkileşim içinde birlikte yenilenme" ya da benzeri bir biçimde yer almasının zamanı gelmiştir. Bu sözcüğü 20. yüzyılın başında ABD'de yüklenen anlamıyla kullanmaya devam etmek çözüm değil, sadece sorun üretmektedir.