|
Entegrasyon:
Karşılıklı
etkileşim içinde
birlikte
yenilenme mi?
Olten
toplantısı, belki de en çok, üzerinde toplumsal mutabakat sağlanan
yeni bir entegrasyon tanımına ihtiyaç
duyulduğunun tekrar tekrar
vurgulanmasıyla akıllarda kalacak. Bunun önemi, bütün katılımcılar
tarafından da kabul ediliyor. Zira,
aynı kavramlar kullanılırken, bu kavramların içi herkes tarafından
farklı bir şekilde doldurulduğunda, ortada gerçek bir diyalog
da, bir anlaşma zemini de kalmadığı bilinen bir gerçek.
Yeni
bir entegrasyon tanımı için ortaya
çıkan en kuvvetli tez ise, "karşılıklı etkileşim içinde
birlikte yenilenmek" olarak özetlenebiliyor. Bunun,
"sen bana uyacaksın" şeklinde özetlenen ve göçmenlikle
ilgili sorunların çözümüne bugüne kadar katkı sunmadığı
bilinen entegrasyon tanımıyla taban
tabana zıt olduğu kolaylıkla anlaşılıyor.
Bu
tezi savunanlar, doğruluğundan kuşku duyulmayan tarihsel ve güncel
olgulardan hareket ediyorlar. Vardıkları sonucun da, toplumsal
yaşamın doğal akışıyla uyum sağladığı, barışçıl olduğu,
zorlamalara yer vermediği ve gelişmenin önünü açtığına
dikkat çekiyorlar. Bu görüşü ana hatlarıyla özetlemeye çalışalım.
Tarihten
örnekler
Tarih
çok çarpıcı sayısız örnekle dolu. Ama insanların karşı
ya da başka tarafı tanımaya en az hazır oldukları, düşmanlıkların
hat safhaya vardığı savaş durumlarında bile, birbirlerinden
etkilenmekten kaçınamadıklarına ne demeli?
Osmanlı
ordusu 1453’te Konstantinapolis’e
girdi. Bu bir savaştı. Yenilen Bizans sona erdi, ama sadece bir
devlet olarak... Diğer pek çok kurumunun yanı sıra, kültürü
de yeni sentezlerin oluşumunda rol oynadı. Bugüne Türk Klasik
Müziği olarak ulaşan Osmanlı Saray Müziği ile Bizans Müziği
arasındaki bazı benzerlikler her dinleyicinin ilgisini çekmiştir.
Konstantinapolis'i
İstanbul yapan Osmanlı ordusu Viyana’ya giremedi. Ama
biliniyor ki, Osmanlı, askeriyle Viyana’dan boynu bükük dönmesine
rağmen bu defa da müziği Viyana’ya girdi. Osmanlı Askeri Müziğinin,
Batı Klasik Müziği üzerindeki etkileri, başta Mozart örnek gösterilerek
sık sık verilir.
Tarihteki
önemi yukarıdakilerle kıyaslanamayacak ölçüde büyük olan
başka bir örnek, okullarda da sık sık
işlenir. Kuzeyden gelen Germen akınlarının, Batı Roma’ya
son noktayı koyduğu, ortaklaşa sahip olunan bir tarihi
bilgidir. Ama, bununla bağlantılı başka
bir tarihi bilgi daha vardır. Ortaya çıkan yeni sosyo-ekonomik
yapı, ne yenenlerin, ne de yenilenlerin daha önce yaşadıklarına
pek benzememiştir. Avrupa’da yüzyıllara damgasını vuran ve
bugün yaşadığımız hayata köklü bir zemin oluşturan
feodalizm işte bu koşullarda yeşermiştir.
Karşılıklı
etkileşim içinde birlikte yenilenme
Örnekler
sayısız... Ama hepsi aynı yönü işaret ediyor. Her ne şekilde
olursa olsun, birbiriyle karşılaşan topluluklar birbirlerinden
etkilenirler.
Bu
konuda, İsviçreliler, cesaret gösterdikleri ve tarihlerini
unutmadıkları sürece kendi yollarını bulmak için fazlasıyla
tarihsel tecrübeye sahiptir. Eğer konu, kültürel olarak farklı
özelliklere sahip olmanın getirdiği sorunlarsa, İsviçre’nin
geçmişinde çok büyük işler başarılmıştır.
İsviçre,
kültürel farklılıkların birlikte yaşayabilecekleri bir
modeli, daha entegrasyon kelimesi ve
programları sosyal alanda kullanıma girmeden uygulamaya koymuş
bir ülke. İsviçre, farklılıkları kabul edebilme başarısını
çok eski tarihlerde gösterebilmiş. Ne İtalyanca konuşanlar
kendi dillerini bırakarak Almanca konuşmaya başlamış, ne de
Protestanlar Katolik olmuş ya da tersi...
İsviçre
bugün tarihte gösterdiği bu başarının üstünde yükseliyor.
İsviçre, farklılıkları bir zenginlik kaynağı olarak görebilme
becerisini göstererek, bütün dünyaya bu yönüyle bir örnek
oluşturmaya da devam ediyor. Farklılıkların kabulü ve hoşgörüye
dayalı bu zengin tarihsel tecrübeden çıkartılacak dersler,
bugün aktüalitesini koruyan göçmenlerle ilgili konulardaki
çözüm arayışlarında da bize yardımcı olamaz mı?
Entegrasyonun
sosyal alanda kullanımı ABD'de başladı
Amerika
Birleşik Devletleri’nde geçen yüzyılın başında hümanistlerin,
siyahların da okuyup, beyazlar gibi normal işlerde çalışabileceklerini
anlatmak istedikleri entegrasyon
programları, tarihsel olarak mutlaka bir işlev görmüştür,
ama bundan bugün İsviçre’nin öğrenebileceği ne olabilir?
İsviçre’nin, ABD gibi acı bir ırkçı tarihsel miras sıkıntısı
yoktur.
Entegrasyon
kavramı ve egemen öğeler
İsviçre’nin tarihsel
olarak seçtiği ve kendi yurttaşları açısından bugün de başarıyla
izlediği yol, entegrasyondan farklı
bir şeydir. Zira, ne kadar esnetsek de sosyal planda entegrasyon,
kaçınılmaz olarak diğer öğeleri kendine uyumlu hale getiren
bir egemen öğe ya da öğeler topluluğu içerir. Bu, parçanın
bütüne uyması olarak da ifade edilebilir. İsviçre, parçaların
bütüne uyduğu değil, parçaların birbirleriyle etkileşerek bütünü
oluşturduğu bakış açısının örneğidir.
1848 Anayasasını yaparak
dillerin, kültürlerin eşitliğini anayasal güvence altına
alanlar bu ülkenin insanlarıdır. Çevrelerinde ya da dünyanın
herhangi bir yerinde o zamanlar böyle hiç bir örnek olmadığı
halde... İsviçreliler, bugünkü sorunlara, ancak kendi
tarihlerinin bu çok ileri yönlerini hatırlayarak çözüm
bulabilirler.
Sonuç
Bugün yaygın şekilde
kullanılarak benimsendiği için entegrasyon
yerine yeni bir kavram üretmek ya da kullanmanın yararı olmadığı
açık. Ancak entegrasyon kavramının
toplumsal bir mutabakatla yeniden tanımlanmasının zorunlu olduğu
da açık. Sosyal yaşamda kullanıldığında entegrasyon
kelimesinin karşılığının artık sözlüklerde ve beyinlerde
"karşılıklı etkileşim içinde birlikte yenilenme"
ya da benzeri bir biçimde yer almasının zamanı gelmiştir. Bu
sözcüğü 20. yüzyılın başında ABD'de yüklenen anlamıyla
kullanmaya devam etmek çözüm değil, sadece sorun üretmektedir.
|