snc, sadece günlük haberle

yetinmiyor, İsviçre'deki

önemli gelişmeleri de mercek

altına alıyor.

snc dosyaları >>>

 

"Olay Yeri" Stadyum 

Bir sergi toplumsal hafızayı tazeliyor:

Futboldaki şiddetin çirkin yüzü

2006 Dünya Futbol Şampiyonası'nın hazırlıkları tüm hızıyla sürerken, ev sahibi Almanya, önce hakemlerin kendi yönettikleri maçlar için bahis oynadıklarının açığa çıkmasıyla patlayan skandalla sarsıldı. Bir İsviçreli sanat organizatörünün, futbolda şiddeti konu alan özgün sergisi ise, Almanya'da gündeme damgasını vurdu. Futboldaki kirlenmenin bir sanat etkinliği vasıtasıyla gündeme getirilerek büyük etki yaratabilmesi, uzmanlar tarafından ilgiyle değerlendiriliyor.

snc/ Zafer Sayar

Almanya, ev sahipliği yapacağı 2006 Dünya Futbol Şampiyonası'na şu sıralar biraz buruk hazırlanıyor. Hakemlerin futbol karşılaşmaları üzerine oynanan şans oyunlarına gösterdikleri ilginin ortaya çıkmasıyla patlayan skandal, bir anda bütün hazırlık çalışmalarının önüne geçiverdi. Hakemlerin, kendi yönettikleri maçlar için de bahis oynadıklarıyla ilgili bilgi ve belgelerin ortaya çıkmasından sonra, şimdi bu olayın ne ölçüde yaygın olduğu araştırılıyor. 2006 Organizasyon Komitesi Başkanı Franz Beckenbauer, bu gelişmeleri kabul edilemez olarak niteliyor ve öncelikli görevin şampiyonanın organizasyonu değil, bu lekenin temizlenmesi olduğunu belirtiyor. Hatta, soruşturmalarda derhal bir ilerleme kaydedilmezse Almanya'nın bu dev organizasyona ilgisinin kalmayacağını bile ima ediyor.

Oysa her şeyin bambaşka bir hava içinde başladığı hatırlanıyor. Geleneksel Alman iş disiplini, futbolun geniş kitlelere mal olmuş engellenemez heyecanıyla birleşince, her yönüyle muhteşem bir organizasyonun ortaya çıkacağına herkes kesin gözüyle bakıyordu. Maçların oynanacağı ülkenin 12 kentindeki statlar zaten hazırdı. Ulusal futbol kafilelerinin ve basın mensuplarının ağırlanmasından, seyircilerin konaklamasına ve güvelik önlemlerine kadar bütün noktalar üzerinde çok önceden ayrıntılı planlar hazırlanmıştı. Bunların uygulanması için yetkililer arasındaki işbölümü de tamamlanmıştı.

Hakemlerin bahis oyunlarına katılımıyla lekelenen Alman futbolundaki temizlik operasyonuna start verildiğinde, kamuoyunun, "futbol ruhunu mu kaybediyor" sorusuna olan duyarlılığı da hızla artmaya başladı. Milyarlarca dolardan oluşan bu devasa pastanın bölüşümündeki ilişkiler artık daha özenle mercek altına alınıyordu.

Alman futboluna sanatın aşısı

İsviçreli sanat organizatörü Klaus Littmann, üç yıl önce futboldaki şiddet öğesini konu alan bir sergi düzenlemeye karar verdiğinde, kuşkusuz Almanya'da patlayacak hakem skandalını ve bunun da etkisiyle kamuoyunun futboldaki kirlenmeye karşı ilgi ve tepkisinin bu ölçülere varacağını tahmin edemezdi. Littmann, futboldaki şiddeti belgeleyen ve bunun nedenleriyle ilgili yorumu izleyiciye bırakan öyle bir sergi düşünüyordu ki, burada şiddet fotoğraf, sahaya taciz amacıyla atılan çeşitli şeyler ve seyircilerin üzerinden çıkan silahlar gibi materyallerle belgelenmeliydi.

İsviçreli sanat organizatörünün düzenlediği bu sergi, Alman Futbol Federasyonu tarafından heyecanla karşılandı ve 2006 Dünya Şampiyonası hazırlık çalışmaları programına alındı. Amaç, sergi vasıtasıyla hafızaların da tazelenerek futboldaki şiddete karşı toplumsal bir karşı duruşa katkı sunmaktı.

Herkesi şaşırtan ilgi

Almanya turnesine geçtiğimiz 13 Kasım'da Essen'de başlayan serginin gördüğü yoğun ilgi herkesi şaşırttı. Programa göre, 15 Aralık'ta sona ermesi gereken sergi, 23 Ocak'a kadar uzatıldı. Açılışı Alman Futbol Federasyonu Asbaşkanı Theo Zwanziger tarafından yapılan ve Güvenlik Bölümü Başkanı Alfred Sengle'nin özel himayesiyle sürdürülen etkinlikte aynı zamanda futboldaki kirlenmeyi konu alan panellere de yer verildi.

Essen'deki finalden sonra Leipzig'e doğru yola çıkan "Olay Yeri Stadyum" sergisinin yarattığı büyük etki, hakem skandalına odaklanan Alman futboluna, kirlenmenin çok daha geniş ve derin bir toplumsal rahatsızlık boyutunda olduğunu hatırlatma imkanını sundu. Federasyon, bu gelişmeden çok memnun gözüküyor ve serginin diğer eyaletlerde de en iyi şekilde düzenlenmesi için bütün desteği sunmaya hazır olduğunu dile getiriyor.

Serginin mimarı Klaus Littmann ise, şunları söylüyor:

"İyi bir şey yaptığımızı düşünüyorduk, ama bu ölçüde büyük bir ilgi ve etki belki de herkesten çok beni şaşırttı. Almanya'da futboldaki kirlenmeye karşı son skandalla üst düzeye çıkan kamuoyu duyarlılığı, sergimizi bir anda çok ön plana çıkarttı. Bu tabii ki bir rastlantı, ama çok da güzel."

SERGİDEN İZLENİMLER

"Kültür Mekanı Stadyum"

Sporun asıl amacının, centilmence mücadele ve insanları birbirleriyle kardeşçe kaynaştırmak olduğu söylenegelmiştir. Sahadaki heyecanı, sporcuların yanı sıra taraftarlar da yaşar. Galibiyetlerin mütevazı bir sevinç, mağlubiyetlerse hüzünle ama olgunlukla karşılanması beklenir.

Günümüz futbolundaysa durum pek de böyle değil. Dünyada en çok ilgi gören spor dalı olan futbol, şiddet gösterilerine alet ediliyor. Statlardan ırkçılık, şiddet ve ayrımcılık dolu kitlesel dalgalar yayılıyor. İsviçreli sanat organizatörü Klaus Littman’ın konuyla ilgili açtığı sergi, futboldaki vahşete varan şiddeti gözler önüne seriyor.

Sergiyi, izledikten sonra sormamak mümkün değil: Bu niçin böyle?

snc

özen aytaç / zafer sayar

sergiyi fotoğraflayan: mehmet gürz

“Kültür Mekanı Stadyum” adlı sergi, "Littmann Kültür Projeleri"nce, futboldaki şiddet olaylarını kınamak ve sporun asıl amacının centilmenlik olduğunu vurgulamak amacıyla düzenleniyor. Sergide futbola gölge düşüren olaylar yansıtılıyor. Burada tüyler ürpertici bir atmosfer var. Futbol, alışılmışın dışında ve farklı bir boyutta tartışmaya sunuluyor.

”Kültür Mekanı Statlar”, Litmann projesinin ilk sergisi değil. 1982 yılında “Vitrindeki Futbol” adlı bir sergi açılmıştı. Burada futbolun kültür-kitle fenomeni hakkında çeşitli kesitler ve doneler sergilenmişti. Yapılan karşılaştırmalar, futbolun tutkuyla bütünleşme ile dışa vurulan saldırganlık arasında yerleştiği yelpazeyi gözler önüne seriyor.

Avrupa stadyumlarında 20 yıldır yapılan gözlemler, futbolun bir avuç insan tarafından, şiddet, ırkçılık ve ayrımcılık doğrultusunda kullanıldığını gösteriyor. Futbolda bu, ideoloji boyutuyla değil, suç oluşturan eylem olarak karşımıza çıkıyor. Maçları düzenli olarak centilmence izlemekten zevk alan milyonlarca insan arasında, çirkin eylemlerde bulunanlar azınlıkta kalıyor. Fakat ortadaki ayıp ve verilen toplumsal hasar o kadar büyük ki, bunlara göz yummak mümkün değil.

“Kültür Mekanı Stadyumlar” sergisinde, 1985 yılında Heysel'de yaşanan, 39 kişinin yaşamını yitirdiği ve 487 kişinin de yaralandığı trajedi sergileniyor. Sonrasında,1998 Avrupa Şampiyonası'nda Fransa’da oynanan, sokakların talan edildiği ve Daniel Nivel'in ölesiye dayak yediği üzücü sahneler de bu sergide yer alıyor.

Futbola duyulan hayranlıktaki kesintisiz değişimin de fotoğraf karelerine yansıdığı sergide, hafta sonları bu mekanların milyonlarca insan için bir buluşma yeri olduğuna dikkat çekiliyor. Ayrıca, insanların heyecan ve yaratıcılık potansiyelleriyle, buraları nasıl bir kültür ve sanat alanına çevirdikleri ifade ediliyor.

Gazete manşetleri ve şarkı sözlerindeki şiddeti, ırkçı ve ayrım gözeten slogan ve sembolleri kullanma eğilimini görüyoruz. Sergide; sporcu, taraftar ve polis arasında yaşanan sözlü ve fiili kavganın, sınırları zorlayan fenomenleri nasıl kışkırttığı da gözler önüne seriliyor.

Sergiyi ziyaret edenler şu sorular üzerinde düşünme fırsatı elde ediyorlar: “Kimler hangi şiddet yöntemlerini kullanıyor?”, “Kimler fiili saldırıda bulunuyor?”, “Futbol takımlarının taraftarları arasında alışagelmiş provokasyonların sınırı nerede başlıyor ve provokasyonlar nereden sonra ırkçı ve ayrımcı düşüncelere hizmet ediyor?”, “Kelimeler nasıl olaylara yol açıyor ve olaylar nerede kelimelerin yerini alıyor?”.

Sergi yorumsuz bir şekilde ziyaretçilerin değerlendirmelerine bırakılıyor. Buradaki amaç, siyasi ve sosyolojik ilkelere değil etnolojik ve arkeolojik çalışma prensiplerine bağlı kalmak. Gezici sergi niteliğinde tasarlanmış olan bu çalışmanın, Essen’deki başarısından sonra Leipzig’de de ilgiyle karşılanması bekleniyor.

Futbol, şiddet ve sanat

Klaus Littmann anlatıyor:

«Futbolun bir ruhu vardır ve ruhlar da kırılgandır. Bu bir süreliğine ayaklar altına alınabilir, parça parça satılabilir, inkar edilebilir ve hatta dövülebilir. Ama kaybolduğunda da tekrar elde edilmesi imkansızdır. Kaybolan ruh, artık sadece hatıralarda yaşamaya devam eder. Ortada ruhsuz bir futbol kaldığında ise bu oyunun milyonlarca taraftarının ne yapacağı meçhuldür.»  Klaus Littmann

Klaus Littmann 20 yıldır düzenlediği sergilerle tanınıyor.

(fotoğraf: snc/ nesrin okumuş)

 

Klaus Littmann, böyle bir sergi düzenleme fikrine nasıl vardı ve bunu nasıl gerçekleştirdi? Basel'de snc'ye anlattıklarını, araya hiç girmeden birlikte dinliyoruz.

snc/ özen aytaç

Bu sergi fikrinin oluşumunda benim ilk sergim etkili olmuştur. O zamanlar bu sergiyi atfettiğim Werner Jehle ile oturup bir sergi fikri üzerinde konuştuk ve etnolojik temele bağlı kalarak çalışmak istedik. Objeler tıpkı bir müzede olduğu gibi sergilenmeliydi. Sonra neyi sergilemek istediğimiz üzerinde düşündük ve futbol aklımıza geldi. Aslında şiddet toplumsal bir sorundur. Stadyumlar hafta sonları dünyanın her yerinde milyonlarca taraftarı ağırlıyor. İşte “Vitrindeki Futbol” sergisi de böyle oluştu. Örneğin bu sergide parçalanmış bir krampon sergilendi. Futbolun etnolojik gelişimi ve nereye geldiği “ Olay Yeri Stadyum” sergisinde yansıtıldı.

Bizim için öğrencilerin de bu sergiye gelmesi ve konu hakkında fikir yürütmesi önem taşıyor. Bu yüzden bilinçli olarak, sergide vahşeti sınırlı bir şekilde belgeleyen resim ve objeleri kullandık. Önemli olan insanları etkilemek değil onları düşünmeye itmektir. Statlardaki şiddet arttığı için, öğretmenlerin derslerde bu konuyu ele almasını istiyoruz ve öğrencilerle birlikte bu sergiyi gezmelerini tavsiye ediyoruz. Biz bunun için girişimde bulunmaya çalıştık ve öğretmenlerle diyaloga geçtik. Elde ettiğimiz sonuçtan da son derece memnunuz. Değerlendirmesini sosyologlarla birlikte yapacağımız şiddet konulu bir anket hazırladık ve bunları öğrencilere uyguladık. Konu açık bir şekilde tartışıldı ve değişik fikirler ortaya çıktı. Değerlendirmenin ardından geri bildirimler de sergiye alınacak.

Beni en çok dehşete düşüren şey, polis tarafından el konulan nesnelerdi. Sergide ucuna demirden sivri uç takılı bir mızrak bulunuyor. Acaba bunu stada sokan kişi bununla ne yapmayı düşünüyordu. Onu içeri sokarken aklından ne geçiriyordu? İçeri sokulan meşale ve fişek gibi yanıcı ve patlayıcı maddeler bile beni bu denli sarsmamıştı.

Aslında ziyaretçileri en çok şaşkınlığa uğratan, Basel’de oynanan bir maç sırasında polisin el koyduğu objeler oldu. Bunlar kül olmuş bir araba ya da ölü ve yaralıların yer aldığı kanlı resimler değil az önce sözünü ettiğimiz nesnelerdi. Basel’in bu görüntüleri göz ardı edilebilecek gibi değil. Yaşadıkları şehirde kötü olaylar yaşanmıştı. Bu sergi çeşitli ülkelerde, ülkenin futbol yaşantısına göre, içeriğinde değişiklik yapılarak sergilenecek.

Statlarda yaşanan şiddet, ülkelerin yapısına ve futbol anlayışına göre değişiyor. Örneğin, İngiltere’de insanlar sosyal yapının zayıflığından ve işsizlik oranının yüksekliğinden hırslarını stadyumlarda dışa vuruyorlar. İtalya’da futbol, daha ziyade faşizmle kaynaşmış durumda. Dolayısıyla değişik toplumların futbolu yaşayış tarzları da farklılık gösteriyor.

Biz de ise İngiltere’nin tam aksi bir durum söz konusu. İnsanlar boş zamanlarını ve can sıkıntılarını stadyumlarda aktivitelere dönüştürüyorlar. Bizim için önemli olan insanların sergide kendilerini bulmalarıdır. Bu olaylar başka yerde oluyor mantığıyla yaklaşmalarını istemiyoruz. Maçlardan sonra savaş benzeri görüntülere çok sık rastlanmıştır. Müsabakalarda sadece rakip takımın taraftarlarına karşı bir düşmanlık sergilenmiyor, aynı zamanda ırkçı, ayrımcı, kadın ve homoseksüel düşmanlığına da yönelik sloganlar atılıyor ve pankartlar açılıyor.

İnsanlar bir şekilde bu şiddet olaylarının içine çekiliyorlar. Almanya’da bir internet sayfasında küllük, bayrak, kalem, saatlerin yanında baltalar da ısmarlanabiliyor. Bunun için nüfus cüzdanı fotokopiniz ve reşit olduğunuzu belirtmeniz yeterli oluyor. Ödeme kredi kartlarıyla yapılıyor. Yani legal bir şekilde ticareti yapılabiliyor. Şiddet objeleri herkese açık... Hafta sonları şiddet için sahalara inenler sadece holiganlar değil. Basel’de polisle bir söyleşi yaptım. Polis bana, hiç ummayacağımız insanların bile şiddete karıştığını söyledi. Bunlar hafta içi takım elbise giyen belki de aile babası olan normal insanlar. Demek ki bunlar hafta sonları sadece elbiselerini değiştirmiyorlar. Ruh hallerini de değiştirip, bastırılmış duygularını dışa vurarak en yüksek boyuta çıkarıyorlar. Sadece aletlerle saldırı değil, fiili şiddet de negatif yönde gelişim göstermiştir. Ben de siyah beyaz düşünceye karşıyım. Şiddete başvurmayan gruptakiler, şiddete başvuranlar için, “onları duvara sıralamalı” dediklerinde de benim için fazla bir şey değişmiyor.

Bizim bu sergideki amacımız şiddetin şekillerini ve ayrımcılığı gözler önüne sermekti. Bu vesileyle değişik odalar tasarladık. Bir odada objeler sergileniyor. Diğer birinde olay anında çekilmiş fotoğraflar projektörle gösteriliyor. Diğer tarafta ise kanunları tanımazlık açık bir şekilde ifade ediliyor. Futbolun içinde olan insanların bile sarf ettiği sözler akıl almaz boyutlarda. Bana göre, futboldan sorumlu insanların bu tip demeçlerle şiddeti körüklemesi yanlış. Halka mal olmuş; oyuncuların, başkanların ve futbolun içindeki insanların demeç verirken çok dikkatli olması gerekiyor. Gençler onları kendilerine idol seçiyor ve onları örnek alıyorlar.

Gezici sergi kesinlikle Almanya’da son bulmayacaktır. Zira futbol fenomeni de kendini değiştirecektir. Bu serginin devamını sağlayacak olaylar ve objeler, sürekli olarak değişim gösterip sürekliliği sağlayacaktır.

werner jehle değerlendiriyor

Galeri Littmann 1982 yılında ilk defa kültür fenomeni futbolu sergilediğinde, Heysel tahmin edilemez bir gelecekti. Klaus Littmann, bu sergiyi 1991 yılında bir deneme yazan Werner Jehle’ye ithaf etti. Jehle sanat tarihçisi, gazeteci ve sergi organizatörüdür. Heysel’den sonra futboldaki gelişmeleri en açık şekliyle ifade eden bu denemeyi birlikte okuyalım:

Werner Jehle anlatıyor

1982 yılında Basel’de bir galeri bulup, içini; toplar, ayakkabılar, formalar, şortlar, kaleci eldivenleri, hakem donanımları ve köşe bayraklarıyla doldurduğumuzda futbolun hali bu denli vahim değildi. Tabii ki kitleler ya statlarda ya da ekranlarda boy gösteriyordu fakat on yıl sonrasındaki gibi değildi. Devlet kanallarıyla yarışabilecek düzeyde herhangi bir özel kanal yoktu. O zaman Brüksel Heysel stadında insanların öldüğü o olay olmamıştı. Henüz kimse “Holigan” teriminin bilincinde değildi. Birçok stat, Heysel’deki gibi güvenlik unsuru dikkate alınmadan inşa edilmişti. Birçok arenada tribünleri ayıran güvenlik sektörleri ayarlanmamıştı. Bugüne nazaran seyircilerin davranışları daha bir barışçıldı: Şarkılar, bayraklar ve kornalar, tek tük olarak da fişek ve meşaleler vardı, ama ellerinde sopalarla terör estiren fanatikler yoktu. Henüz o “dalga” yoktu, yani seyirciler organize bir şekilde, eller havaya, bayraklar havaya, kartonları kaldırın gibi etkinliklere katılmıyordu.

Seyirciler arasındaki şiddet, aynen futbolcular arasındaki şiddet gibi arttı. Sahalarda günden güne artan vahşet sahnelerine tanık oluyoruz. Belki bu tip sahneler daha önce de vardı, ama şu anki teknoloji sayesinde stadın her yerine yerleştirilen kamera ve mikrofonlar sayesinde sahanın içinde geçen her olayı en ince ayrıntısına kadar görebildiğimiz gibi ikili mücadelelerde duyulan kemik sesleri bile bize kadar ulaşabiliyor.

Bir maç hala 90 dakika. Ama maçtan önce ve sonra gelişen olaylar maçtan daha çok önem kazanıyor. Her şey yazılıp, çiziliyor, basılıyor, gönderiliyor ve kaydediliyor. Her şey tartışılıyor, para akıyor, spekülasyonlar artıyor. Futbol sayesinde ikincil bir endüstri gelişti. Maskotlar, anahtarlıklar, posterler pazar payındaki yerlerini aldılar. Saha kenarlarında yer alan panolarda ve formalardaki reklamlar, sponsorların gücünü gösteriyor. Hatta futbolun temel aracı olan toplar bile... Yeşil sahalardaki başarı eskiye oranla daha çok finansiyel etki olarak geri dönüyor, aynen başarısızlıkta olduğu gibi. İtalya 1990 da şampiyon olamadığında, şampiyonluk kupasına benzeyen şişelerde piyasaya sunulan binlerce şişe şarap raflarda kaldı, üreticiler bekledikleri satışı yapamadı.

Futbol oyunu, nesneler üzerinde bıraktığı izler dışında sergilenemez. Arkeologların yaptığı gibi, bir savaş alanından arta kalan kırık-dökük veya oksitlenmiş araçlar yeryüzü katmanlarından çıkartılabilir. Futboldan geriye kalanlar da, aynı şekilde bir araya getirilebilir ve sergilenebilir.

(Almanca'dan çeviri: snc/ özen aytaç)

Littmann Kültür Projeleri etkinliklerinden seçmeler

Bireysel Sergiler:

1983 Meret Oppenheim

1985 Bernar Venet , Nikki de. St. Phalle

1987 André Tomkins

1988 Jim Whiting

1989 Dieter Roth

1990 Daniel Spoerri

1991 Jean Tinguely

1992 Leon Golub , Keith Harring

1993 Bernhard Johannes Blume

1994 Anna Blume

1995 Robert Mapplethorpe

1996 César

1997 Wang Guangiy

1998 Ute Schröder

2001 Johannes Hüppi

2002 Tazro Niscino

Karma Sergiler:

1985 Privatsachen

1986 Wahlverwandschaften

1991 Kunstzug

1992 Tinguely zu Ehren

1995 Crossover

1996 China Now

2000 Skultur

2001 Frontside