snc, sadece günlük haberle

yetinmiyor, İsviçre'deki

önemli gelişmeleri de mercek

altına alıyor.

snc dosyaları >>>

 

Sendikalar, 48 saat içinde halkoylaması için 100 bin imza toplamakla

kalmadılar, protesto gösterilerini tüm ülkeye yaydılar.

(fotoğraf: mazlum kılınç)

 

16 Mayıs 2004 halkoylamaları:

Parlamento için kara pazar

Sendikalar bayram yapıyor

İsviçre'de geçtiğimiz pazar günü sona eren oy kullanma işlemlerinin ardından, üç halkoylamasının resmi sonuçları açıklandı. Her üç halkoylamasında da seçmen tercihinin, hükümet ve parlamento çoğunluk iradesinin tersine belirmesi, İsviçre politikasında deprem etkisi yarattı. Parlamentonun kabul ettiği emeklilik ve yaşlılık sigorta sistemini yeniden düzenleyen “11. AHV Revizyonu”, malulen emeklilerin aylıklarından katma değer vergisi kesintisi yapılması ve yeni “Vergi Paketi” seçmen halkın ret oylarıyla yasalaşma şansı bulamayarak geçersiz sayıldı.

snc türkçe

haber ve araştırma dosyası

sevim civil -zafer sayar

BERN. (17.05.04) İsviçre medyalarının “hükümet ve parlamentoyla halk arasında güven krizi” başlıklarıyla duyurdukları halkoylamasının sonuçları kesinleşti. Hükümet çoğunluk görüşü ve parlamentonun Ekim 2003’te emeklilik ve vergi sistemini yeniden düzenleyen kararları seçmen halkın büyük bir çoğunluğunca reddedildi.

Kadınların emeklilik yaşını yükselten ve pek çok yeni tasarruf önlemi getiren “11. AHV Revizyonu”, yüzde 67,9 oranındaki hayır oyuyla reddedildi. Malulen emekli aylıklarında kesinti yapılmasını öngören parlamento kararı da, seçmenlerin yüzde 68,8’inin oylarıyla geçersiz kılındı. Parlamentoda kabul edilen yeni vergi paketi de, yine yüzde 65,9 gibi büyük bir çoğunlukla kabul edilmeyerek yasalaşma imkanını kaybetti. Halkoylama- larına katılım oranı, yüzde 50,3 olarak gerçekleşti.

Sonuçlar açıklandığında, sendikalar bayram yerine dönerken, sağ ağırlıklı İsviçre Hükümeti derin bir sessizliğe gömüldü. “11. AHV Revizyonu” nedeniyle sendikaların boy hedefi haline gelen İçişleri Bakanı Pascal Couchepin, hayal kırıklığını ve şaşkınlığını gizleyemezken, çalışan kesimlerin temsilcileri, sonuçları “halkın sosyal devlet kavramının giderek ortadan kaldırılmasına yönelik politikalara karşı verdiği çok net ve çok sert bir cevap” olarak nitelediler.

Hükümet ve parlamento kararları reddedilirken, sonuçların ezici bir üstünlükle ortaya çıkması, siyasal gözlemciler tarafından “önceden kestirilmesi mümkün olmayan bir gelişme olarak” değerlendirildi. Halkın bu kadar büyük bir çoğunlukla, hükümet ve parlamento kararlarına karşı çıkması, büyük bir güven krizinin tezahürü olarak değerlendirildi.

16 Mayıs 2004: Karar günü

Ne, nedir? 

Emeklilik ve yaşlılık sigorta

sisteminde son söz hakta

Son günlerde sakinliği ile ünlü İsviçre sokaklarındaki olağanüstü hareketliliği gören herkes, bütün bir toplumu ilgilendiren önemli bir siyasal gelişmenin yaşanmakta olduğunu kolaylıkla anlayabiliyor. Durum örneğin genel seçimler öncesi gibi zamanlarda alışık olunandan da oldukça farklı. Böyle zamanlardaki etkinliklerde pek fazla görünmeyen manzaralar var ortada. İsviçreli ya da yabancı statüsünde yaşayan insanlar birlikte, ortak bir çabanın içindeler.

Evet, herkesi ilgilendiren bu ortak konu, 16 Mayıs halkoylamaları... Bu oylamalarda, emeklilik hakkı ve sosyal sigortalarla vergi sisteminin yeniden düzenlenmesi gibi toplumun bütün kesimleri için hayati öneme sahip iki alanda karar verileceği düşünülünce, yukarıdaki manzaralar pek de garip gelmiyor.

Başta Zürih, Bern, Basel, Cenevre ve Lozan gibi büyük yerleşim birimlerinde, kent merkezlerinde gösteriler düzenleniyor, standlar açılıyor, bildiri ve broşürler dağıtılıyor. Ama sadece büyük kentlerde değil, bütün İsviçre’de benzer görüntüler var.

Bu hareketlilik 22, 23 ve 24 Nisan tarihlerinde doruk noktasına ulaşıyor. Bütün bölgeler, nisan ayının son haftasına girilirken bu üç günde İsviçre çapında ortak davranıyorlar. Sokaklardaki standlarda sadece broşürler dağıtılmıyor, yoldan geçen herkesle teker teker konuşularak, 16 Mayıs’taki oylamada yeni vergi paketine olduğu gibi, yaşlılık ve emeklilik sigortasını yeniden düzenleyen “11. AHV Revizyonu”na da niçin “hayır” denmesi gerektiği anlatılıyor. İnsanlar tartışılarak bilgilendiriliyor, ikna edilmeye çalışılıyor.

11. AHV Revizyonu

Sosyal güvenlik kavramının zehirlenmesi mi?

İsviçre Sendikalar Birliği (SGB) Başkanı Paul Rechsteiner, “11. AHV Revizyonu”na karşı yürütülen “hayır” kampanyasının en önde gelen isimlerinden biri ve bir hükümet üyesini doğrudan hedef alarak çok sert konuşuyor:

“Pascal Couchepin’ın emeklilik ve yaşlılık sigortası için kurduğu planlara hayır diyoruz, çünkü bunlar sosyal güvenlik sisteminin zehirlenmesi anlamına gelmektedir.”

İçişleri Bakanı Cuchepin, düşünce ve uygulamalarıyla çalışan kesimlerin boy hedefi haline gelmiş bir isim olsa da, referanduma giden yolu sadece onun bireysel politik tercihleriyle anlamak mümkün değil. Bu nedenle, önce geçtiğimiz yılın ekim ayında yaşananları hatırlamakta fayda var.

İsviçre Hükümeti içinde görüş birliği sağlanmasa bakanların çoğunluğu, “11. AHV Revizyonu” tasarısını olumlu karşıladılar. Aslında bu konuda bakanların ortak tavır sergilemesi de pek önemli değildi, zira kararı parlamento verecekti.

Referanduma giden yol

Tasarı geçen yılın sonbahar oturumlarında oylanmak parlamentonun gündemine geldi. Tasarı, parlamentodaki büyük kanat Ulusal Temsilciler Meclisi’nde 109’a karşı 70, küçük kanat Kanton Temsilcileri Meclisi’nde ise 34’e karşı 9 oyla kabul edildi.

Parlamentonun “11. AHV Revizyonu”nu kabul ediş tarihi 3 Ekim 2003 olarak kayıtlara geçti. İsviçre’deki politik sistem, parlamentonun yaptığı yasa değişikliklerinin yürürlüğe girebilmesi için üç aylık bir bekleme süresi koyduğu ve bu zaman dilimi içinde eğer meclis kararına karşı 50 bin imza toplanırsa halkoylamasına gidileceği bilindiğinden gözler çalışan kesimlere çevrildi.

İsviçre Sendikalar Birliği işte bu noktada ortaya çıktı ve 48 içinde 100 bin imza toplayarak erişilmesi güç bir rekora imza attı. Parlamentonun aldığı kararın yasa haline gelebilmesi, artık ancak halkoylamasında kabul edilmesiyle mümkündü ve referandum tarihi 16 Mayıs 2004 olarak kesinleşti.

“11. AHV Revizyonu”: Niçin ve ne bekleniyor?

Yaşlılık ve emeklilik sigortaları, İsviçre’deki sosyal güvenlik sisteminin en önemli yapı taşları arasında sayılıyor. Bu sistemi, çalışan nüfus besliyor. Ama, doğum oranları düşerken, yaşam süresi yükseliyor; yani nüfus hem eriyor, hem de giderek daha yaşlanıyor. İşte, “11. AHV Revizyonu”, bir yandan örneğin kadınların emeklilik yaşını erkeklerde olduğu gibi 65’e çıkarılmasıyla çalışan nüfusu arttırarak, diğer yandansa örneğin dul ve yetim maaşlarını düşürerek aldığı tasarruf tedbirleriyle bu durumun üstesinden gelme iddiasını taşıyor. Çalışan kesimlerin sözcüleri, sosyal güvenlik sisteminin bu yolla ancak “zehirlenebileceğini” söylerlerken, sağ politikacılar, bu planı kurtuluş olarak görüyorlar.

Revizyon hangi değişiklikleri getiriyor?

Hükümet ve parlamento çoğunluğunun seçmen halkı “evet” demeye davet ettikleri “11. AHV Revizyonu”, yılda toplam 925 milyon frank civarında tasarruf sağlanmasını hedefliyor.

Kadınların emeklilik yaşının erkeklerde olduğu gibi 65'e çıkartılarak yılda 445 milyon frank, emeklilik maaşlarına şimdiye kadar olduğu gibi iki yılda değil, üç yılda bir zam yapılmasıyla da 150 milyon franklık tasarruf sağlanması planlanıyor. Dul aylıklarının önce bugünkünün yüzde 80’ine düşürülmesi ve giderek bunun 60’a kadar indirilmesi de bir başka önemli tasarruf kaynağı olarak düşünülüyor.

Revizyonda, çalışan kesimlerin tepkisini yumuşatmak için olsa gerek “yarım elma, gönül alma” türünden ibareler de yok değil. Örneğin yetim aylıkları, yüzde 40’tan başlayarak zamanla yüzde 60’a kadar yükselebilecek. Çocuklu aileler bu uygulamadan yararlanarak belki biraz rahatlayabilecekler, ama çocuksuz dullar, sadece bir defaya mahsus olmak üzere, yıllık aylık toplamları kadar bir para almakla yetinecekler. Aynı zamanda çalışanların da talebi olan erken emeklilikte esneklik uygulaması da, “11. AHV Revizyonu” tarafından özel bir biçimde benimseniyor. Ama burada, elmanın pek de yarım değil, oldukça küçük bir dilimden ibaret olması dikkat çekiyor. Üstelik, tadı da biraz nahoş gibi görünüyor. Zira, kadınlar ve erkekler 59 yaşında erken emekliliğe başvurduklarında, emeklilik maaşlarının sadece yarısını, 62 yaşından sonra ise tam emeklilik maaşlarının alabilecekler. Ama erken emeklilik tercih edildiği durumda –65 yaşında emekli olanların tersine– emeklilik maaşları sürekli geçerli olmak üzere yıldan yıla kesintiye uğrayacak.

Katma değer vergisi

16 Mayıs halkoylamalarında, “11. AHV Revizyonu”, oylamaya sunulan üç parlamento kararından biri ve ikincisi ise buna kardeş yakınlığında bir alana ait: Malulen emeklilik (IV)... Yani yaş sınırından önce, çeşitli sağlık nedenleriyle tamamen ya da kısmen çalışamaz durumda olanları kapsayan sosyal güvenlik sistemi...

“4. IV Revizyonu” ile yürürlükte olan sistemle yılda yaklaşık 200 milyar franklık tasarruf sağlanıyor. Şimdi söz konusu olan ise, malulen emekli maaşlarına yüzde 0,8’lik bir katma değer vergisi konulması... Bununla 2005 yılından itibaren sosyal sigortalar için yılda 2.3 milyarlık ek bir gelirin sağlanması düşünülüyor.

Halen hazırlık aşamasında olan “5. IV Revizyonu” ise iki önemli nokta üzerine yoğunlaşıyor. Birincisi, malulen emeklilik şartlarının zorlaştırılması ve sürenin sınırlandırılmasıyla çalışamaz durumdaki insanların yeniden iş pazarına kazandırılması olarak özetlenebilir. İkincisiyse, malulen emeklilik maaşlarından yapılan katma değer vergisi kesintisinin, anayasal bir değişiklikle yüzde bir arttırılarak yılda 2.9 milyar franklık ek gelir sağlanması... Bunun gerekli olup olmadığına karar vermek içinse, 2009 yılında hükümetten görüş istenecek.

Malulen emeklilik maaşlarına katma değer vergisi kesintisi, sağ ve sol politikalar arasındaki tartışmalarda olduğu gibi, sendikal kesimde de “olmazsa olmaz” niteliğindeki bir husus olma özelliğini göstermiyor. Zira, bu kabul edilse dahi, tasarruf önlemleri, sonuç olarak sosyal güvenlik sisteminin en azından özünü zedelemiyor. Bu görüşün hakim olduğu, bu uygulamaya “hayır” diyenlerin de, konuyu öne çıkarmamalarından kolaylıkla anlaşılabiliyor.

Referandumda niçin “hayır”?

"AHV'den ellerinizi çekin!" sloganıyla 48 saate 100 bin imza toplayan ve başta İsviçre Sendikalar Birliği olmak üzere çalışan kesimlerin temsilcilerinden oluşan referandum komitesi, özetle şöyle diyor:

"İsviçre Anayasası, yaşlılık döneminin mali açıdan güvence altına alınmasını garanti ediyor. AHV'nin sayesinde İsviçre'de ‘yoksul yaşlılar’ artık yok. Ancak, mali gelir güvence altına alınmadan AHV'de yapılacak tasarruflar, hem anayasaya aykırı, hem de halkın iradesini yansıtmıyor. Kadınların emeklilik yaşının yükseltilmesi, dul maaşlarının kesintiye uğraması ya da bir kısmının tamamen ortadan kaldırılması ve emeklilik maaşlarına her üç yılda bir zam yapılması kabul edilemez tekliflerdir."

Zaten bu nedenle, hükümet ve parlamento tarafından yapılan değişiklikleri frenleyen ya da etkisini erteleyen, bu niteliğiyle de “halkın veto hakkı”nı kullandığı bir kurum olan referanduma gidiliyor. Hem de üç ay içinde 50 bin imza şartını, iki günde 100 bin imza toplanarak...

Buraya kadar aktardıklarımızdan, belki de, “aslında herkes iyi niyetli ve çözüm istiyor, ama yöntemler farklı” gibi sonuca varılması ve dolayısıyla da referandumda ne “evet”, ne de hayır, ama “ha-vet” sonucuna varmak da mümkün olabilir. Aslında, anayasal sistemin, halkoylamaları vasıtasıyla, halkı parlamentonun da üstünde bir yasama organı saymasına rağmen, oylamaya katılım oranlarının çok düşük olmasında “ha-vet” oylarının ciddi bir etkisi var. Ne ölçüde olduğunu saptayacak bir cetvel yok, ama bunu herkes kabul ediyor.

Bir halkoylamasında “ha-vet”, yani belki oyu yok. Ya evet, ya da hayır şıkları var. Ama bunun için, açık ki, toplumsal bir politik bilincin yanı sıra ve hatta onu mümkün kılacak toplumsal bir hafızaya da ihtiyaç var. Nereden nereye geldik ve nereye gidiyoruz sorularının, birbirinden ilk bakışta bağımsızmış gibi görülen pek çok toplumsal olgu arasında bağlantılar kurulmadan cevaplanması neredeyse imkansız. Toplumsal hafızanın, giderek daha fazla zayıfladığı ise, herkesin kabul ettiği bir gerçek. Medyalar vasıtasıyla günlük olarak o kadar çok şey duyuyor ve görüyoruz ki, bunların hemen hepsi, çok çabuk unutuluyor. Belki de hafızalarda esasa değil ama, ayrıntılara ilişkin şeyler kalıyor.

Bu nedenle, konuya ayırdığımız “arşivden” bölümünde yakın geçmişe yolculuklar yapacağız. “10. AHV Revizyonu” ile başlayan 1995’ten sonra yaşanan gelişmeleri hatırlamaya çalışacağız. Bunun, 16 Mayıs’ta, “evet”, “hayır” ya da “ha-vet” demeyi kolaylaştıracağına mı, yoksa zorlaştıracağına mı da birlikte karar verelim.

Halk

inisiyatifi

ve

halkoylaması

nedir?

İsviçre’deki

politik sistem,

“son sözü halk

söyler” ilkesine

göre

oluşturulmuş.

“Bütün

ülkelerde böyle

söylenmiyor

mu?” denebilir.

Ancak

İsviçre’de bu

söz, halkın

yöneticileri

seçmek için 4-5

yılda bir

sandığa gitmesi

olarak algılanmıyor.

“Yarı doğrudan

demokrasi”

tanımı da

buradan

kaynaklanıyor

ve anayasal

sistem, halkı

parlamentonun

üstündeki bir

“yasama

erki”olarak

tanıyor. 

Nasıl mı? 

Her şeyden

önce İsviçre’de

parlamentonda

kabul edilen

bütün anayasa

değişiklikleri,

halkoylama-

sına sunulmak

zorunda...

Halkoyla-

masında kabul

edilmeyen

anayasa

değişiklikleri,

geçersiz

sayılıyor.

Ayrıca, halkın

çoğunluğunun

kabul etmesi

de yeterli değil,

aynı zamanda

kantonların

çoğunluğunun

da benimse-

mesi gerekiyor

bir anayasal

değişikliği... 

Bu durum,

kaynağını

İsviçre

Anayasası’nın

temel

ilkelerinden

alıyor.

Anayasaya

göre İsviçre,

halk ve

kantonların eşit

ağırlığı

üzerinde

yükseliyor. 

Evet, bütün

anayasa

değişiklikleri

halkoylamasına

sunulmak

zorunda. Ancak

aynı zorunluluk

parlamentonun

yasa ve

benzeri

kararları için

söz konusu

değil. Eğer

parlamento

kararına karşı geçerli bir “halk

inisiyatifi”

yoksa, karar

yürürlüğe

giriyor. 

Halk

inisiyatifi

İsviçre’de

politik karar

alma

mekanizma-

sını, halk

inisiyatifleri

konusunda bilgi

sahibi

olmaksızın

anlamak

imkansız. 

Tüm anayasal

değişikliklerin

halkoylama-

sına sunulması

zorunluluğun-

dan yukarıda

söz etmiştik.

Eğer bu

değişikliğe

karşı bir

seçenek

sunulmuyorsa,

halkoylaması

sonucunda

parlamento

kararı kabul

edilmezse eski

anayasa

maddesi

geçerliliğini

korumaya

devam ediyor.

Ancak, 18 ay

içinde 100 bin

seçmenin

imzasıyla

sunulan ve

parlamento

kararına karşı

bir öneri ortaya

çıkarsa, bu da

halkoylamasına

sunuluyor. İşte,

halk inisiyatifi

bu. 

Anayasa

değişiklikle-

rinde halk

inisiyatifleri için

aranan

koşullar, yasa

ve benzeri

parlamento

kararları için

değişiyor. 

Parlamentonun

anayasa

değişikliği

dışındaki

kararlarına

karşı, bir halk

inisiyatifinin

geçerli

sayılması için,

3 ay içinde 50

bin seçmenin

imzasıyla

sunulması

gerekiyor. Bu

durumda halk

inisiyatifi, halkoylamasına

sunulma

hakkını

kazanmış

oluyor.

 
 
 
 

 

 

 
 

 

 

 

Arşivden: Nereden nereye?: 1995-2004

       

1995’ten bu yana yaşananların kısa tarihi

26 Kasım 2000

Konu: Emeklilik yaş sınırı, esnek emeklilik

ve emekli aylıkları

Söz seçmende

26 Kasım 2000 tarihinde seçmenler, emeklilik kurumuna yeni bir düzenleme getirecek nitelikte ve birbirlerine oldukça yakın taleplere sahip iki öneri üzerine oy kullandılar.

Birinci öneriyle ilgili soru, “Kadınların emeklilik yaşının yükseltilmemesini, AHV’nın esnekleştirilmesini istiyor musunuz?” şeklindeydi... Bu soruyu, hükümet gibi parlamento da halkoylamalarından önce olumsuz yanıtlamıştı. Ulusal temsilcilerden oluşan büyük meclis, bu talebi 67’ye karşı 110 oyla, kanton temsilcilerinden oluşan küçük meclis ise beşe karşı 39 oyla reddetmişti.

İkinci soru ise, “Kadınlar ve erkeklere 62 yaşından sonra esnek emeklilik uygulaması getirilmesini istiyor musunuz?” şeklindeydi. Buna da parlamentonun verdiği cevap olumsuzdu. Ulusal Temsilciler Meclisi’nde yapılan oylamada 107 hayır oyuna karşı 65 evet oyu kullanılmış; Kanton Temsilcileri Meclisi’nden ise 39 hayır ve 5 evet oyu çıkmıştı.

Seçmen, hükümet ve parlamentonun görüşleri doğrultusunda davranıp mevcut işleyişe devam mı diyecekti? Yoksa sendikalar, meslek örgütleri ve sol politikaların taleplerini destekleyip, emeklilik sisteminin emeklilerden yana yeniden düzenlenmesine yeşil ışık mı yakacaktı? Halkın ne diyeceği merakla bekleniyordu.

Bu halk inisiyatiflerini savunanların gerekçeleri nelerdi? Hükümet ve parlamento bu inisiyatiflere niçin karşıydı? İşte bu soruların cevaplarını, ilerleyen satırlarımızda birlikte bulmaya çalışacağız.

26 Kasım 2000: 1995 ve 1998’in rövanşı

Emeklilik kurumunun yeniden düzenlenmesini talep eden halk inisiyatiflerini savunanlarla karşı çıkanlar arasındaki anlaşmazlığı anlamak için 1995 ve 1998 yıllarındaki iki halkoylamasını hatırlamak zorunlu...

2000 yılında, İsviçre’de resmi emeklilik yaş sınırı kadınlar için 62, erkekler içinse 65 idi. 1995 yılındaki halkoylaması, yaşlılık sigortasındaki (AHV) 10. Yeniden Düzenleme‘yi (revizyon) kabul etti. Buna göre, emeklilik yaş sınırı, erkeklerde 65 olarak kalmaya devam ederken, kadınlarda 2001 yılından itibaren 63‘e, 2005 yılından itibaren ise 64‘e yükseltildi. 10. AHV Revizyonu’nu, kadınlara ve erkeklere resmi yaş sınırından iki yıl önce emekli olma imkanını, ancak, kalıcı olarak düşük emekli aylığı almayı kabul etmeleri koşuluna bağladı.

1998 yılında, kadınların emeklilik yaş sınırının önce 62 ve sonra da 64‘e çıkarılmasına itiraz eden halk inisiyatifi oylandı. Seçmenlerin bu itirazı kabul etmemeleriyle, 2001 yılından başlayarak kadınların artık 62 yaşında emekli olamayacakları kesinlik kazandı.

Evet, işte böylelikle 26 Kasım 2000 tarihindeki halkoylaması, 1995 ve 1998 halkoylamalarının bir rövanşı niteliğine dönüştü. Kesintiye uğrayan emekli haklarının tekrar kazanılması ve geliştirilmesi hedeflendi.

26 Kasım 2000: Ne istenmişti?

Birbirine paralel taleplerle seçmenden evet oyu isteyen iki halk inisiyatifinden biri sendikalar, diğeri ise Yeşiller Partisi tarafından kamuoyuna sunulmuştu. Benzerliklerinden dolayı, yalnızca birini özetle aktaralım istiyoruz.

“10. AHV Revizyonu kadınların emeklilik yaşını 64’e yükseltti. 11. AHV Revizyonu ise bunu 65‘e yükseltmeyi planlıyor. Dahası, kadınların ve erkeklerin emeklilik yaşının 67 ya da 68’e yükseltilmesi gerektiği söylemleri giderek daha sık duyulur oldu.“

Bu satırlar, Yeşiller Partisi’nce düzenlenen inisiyatifin sunu yazısında yer alıyordu. Birlikte okumaya devam edelim:

“Ancak, emeklilik yaşının yükseltilmesi, yaşamın ve iş pazarının gerçeklerine aykırı. Günlük gelişmeler, yaşlı işçilerin, ekonomik durumdaki iyileşmeye rağmen iş bulamadıklarını ve erken emekli olduklarını gösteriyor.”

Bu nedenle, “inisiyatifin, gerçekleri göz önünde bulundurarak esnek emeklilik yaşının herkes için 62 olması çözümünü getirdiği” belirtiliyor ve şöyle devam ediliyor:

“Erken emekli olmak şu anda da mümkün. Ancak, bunun sonucunda emekli aylıkları kalıcı bir biçimde kesintiye tabi tutuluyor ve az gelirlilerin erken emekli olabilmeleri zorlaşıyor. Oysa bu inisiyatif sosyal bir çözüm sunuyor ve 62 yaşında emekli olmak isteyenler, bu kararlarını, emeklilik aylıklarında bir kesinti yaşamadan uygulamaya koyabilecekler.”

Emekliye ayrılma hakkının 62 yaşında başlamasını savunan inisiyatif, tam ya da kısmen çalışmak isteyenlerin önünde bir engel olmadığını da vurguluyordu. Emekliye ayrılanların tam ve kesintisiz emekli aylıklarının garanti altına alınması, kısmen çalışmaya devam edenlerin ise kısmi bir emekli aylığına kavuşabilmeleri, inisiyatifin en önemli talepleri olarak ortaya çıkıyordu.

Hükümetin itirazı

AHV, yani yaşlılık sigorta sisteminin mali durumunun, emeklilik yaşı ve yaşam beklentisiyle doğrudan bağlantılı olduğu bir gerçek. Hükümet, son 50 yılda İsviçre’de ortalama ömür süresinin erkeklerde 3,9 yıl, kadınlarda ise 6,3 yıl uzadığını gerekçe göstererek, emeklilik yaşının düşmesi halinde yaşlılık sigorta sisteminin ağır bir darbe alacağını ileri sürmekteydi.

Hükümetin itirazı ekonomik gerekçelere dayanıyordu. İnisiyatiflerin kabul edilmesi halinde, isteyenlerin 62 yaşında aylıklarında kesinti olmaksızın emekliliğe hak kazanılacağını hatırlatan hükümet, endişesini şöyle dile getiriyordu:

“Yurtdışındaki tecrübe, emeklilik hakkı kazananların çoğunun, aylıklarda bir kesinti olmaması halinde, en erken bir zamanda emekliye ayrılmayı tercih ettiğini gösteriyor.”

Mali külfet, hangi ölçülerde?

Hükümetin hesaplarına göre, 26 Kasım’da evet oyları çoğunluk sağlarsa, bu, AHV için yılda 2 milyar frank ek bir yük anlamına geliyordu. Çeşitli tasarruflarla yaratılabilen iç kaynaklarla bunun 900 milyon franklık bölümünün karşılanabileceğini ifade eden hükümet, bu noktada frene basıyordu. Evet, düşünülen enerji vergisiyle kalan açık da önemli ölçüde kapatılabilirdi, ama hükümet bu kaynağı emeklilik yaşının indirilmesi için kullanmak niyetinde olmadığını söylüyordu.

Hükümetin önerisi:

Kadınlara da 65 yaşında emeklilik

Hükümetteki çoğunluk görüşüne göre, yaşam süresinin ve buna bağlı olarak emekli sayısının artışı karşısında, emeklilik yaşını düşürmenin AHV sistemini mali açıdan çökertecekti.

“AHV için 11. Revizyon şart” diyen hükümetin planı, inisiyatifi savunanlarla neredeyse taban tabana zıttı. Öncelikle kadınların emeklilik yaş sınırı 65’e yükseltilmek isteniyordu. Sonra, “62 ve 65 yaşlar arası esnek bir emeklilik sistemi” diyordu hükümet, “ama aylıklardan kesinti yapılmak kaydıyla...” Hükümet, bu esnek emeklilik sisteminin ufalttığı aylıklarla geçinemeyeceği belli olan pek çok emekliye, sosyal fonlardan asgari geçim sınırına göre yardım yapılabileceğini belirtiyordu.

AHV gerçekten çökebilir mi?

62 yaşından itibaren aylıklarda kesinti yapılmadan uygulanan esnek emeklilik sisteminin yaklaşık 2 milyar franklık bir gidere karşılık geleceğini onlar da kabul etmesine rağmen,

inisiyatifi savunan çevreler, hükümetin hesaplarını abartılı buluyorlardı.

Ama soru şuydu: Bu para nereden bulunacak?

İlk kaynak konusunda, hükümetle inisiyatifi savunanlar arasında görüş farklılığı ortaya çıkmıyordu. AHV’nın çeşitli tasarruflarla 1 milyar franga yakın iç kaynak yaratabileceği konusunda taraflar hemfikirdi...

Ama, geriye yine de 1 milyar frank kalıyordu...

İşte bu noktada, hesaplar da farklılaşıyordu.

Hükümet bunun kaynağı yaratılamaz diyor, inisiyatifi savunanlar ise düşünülen enerji vergisinden sağlanacak gelirin kaynak olarak kullanılabileceğine dikkat çekiyor ve başka kaynaklara da işaret ediyorlardı:

“Askeri harcamalarda, zenginlere ve bankalara sunulan vergi hediyelerinde de tasarruf yapılabilir...”

Yani, istendikten sonra yapılır deniyordu özetle...

“Çalışırken ölmek”

“Düşüp ölene kadar mı çalışıyoruz?”

26 Kasım 2000’de evet çağrısı yapan bir duyuruda soruluyor bu soru... İsviçre, diğer Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında, resmi emeklilik yaş sınırının yüksek olduğu bir ülke olarak hemen dikkati çekiyordu.

Tabii çalışma hayatındaki gerçek rakamlar daha da önemliydi... Bu açıdan da bakıldığında, İsviçre, oldukça özel bir ülke olarak hemen liste başındaki yerini alıyordu.

İsviçre’de 55-64 yaş grubundakilerin yüzde 72’si çalışmaya devam eder durumda oldukları anlaşılıyordu. Aynı yaş grubunda çalışmaya devam edenlerin en az olduğu iki Avrupa ülkesiyle, yani Belçika ve Macaristan’la karşılaştırıldığında zıtlık daha açık ortaya çıkıyor gibiydi... Bu ülkelerde, 55-64 yaş grubunda çalışmaya devam edenlerin oranı sadece yüzde 25’ti.

İnisiyatifi savunanlar da, Belçika ve Macaristan’daki durumun İsviçre için ancak bir rüya olabileceğinin farkındaydılar, ama “hiç olmazsa küçük de olsa bir adım da biz atalım” diyorlardı.

26 Kasım’da halkoylamasından nasıl bir sonuç çıkacağının bilinmesinin imkansız olduğu günlerde, bilinen kesin bir şey vardı:

“Karşıtlar çoğunluk sağlarsa, İsviçre’de emekli olmak giderek zorlaşacaktır.”

Sonuçlar: Yine hayal kırıklığı

26 Kasım 2000’de açıklanan sonuçlar, çalışan kesimleri bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı. Böylelikle kadınların emeklilik yaşının giderek yükseltilmesi ve erken emeklilik halinde emeklilik maaşlarında sürekli kesintiler gibi uygulamaları içeren “sosyal güvenlik” politikası, seçmen halk tarafından da benimsenmiş oldu.

Hatırlanacağı gibi, halkoylamasındaki birinci soru, “Kadınların emeklilik yaşının yükseltilmemesini, AHV’nın esnekleştirilmesini istiyor musunuz?” şeklindeydi. Bu öneri, seçmenlerin yüzde 60,5’i tarafından reddedildi. “Kadınlar ve erkeklere 62 yaşından sonra esnek emeklilik uygulaması getirilmesini istiyor musunuz?” şeklinde formüle edilen soruyu da seçmenlerin yüzde 54’ü hayır dedi.

Ve “11. AHV Revizyonu”na giden yol da böylelikle açılmış oldu.

1998: Anketler bazen yalan söyler

 

 

1998’de olan neydi?

26 Kasım 2000’deki halkoylaması, bir bakıma 1998’in rövanşı demiştik daha önce... Peki, 1998’de olan neydi? Bunu da kısaca özetlemeye çalışalım.

27 Eylül 1998 tarihinde, İsviçre’de emeklilik politikasının yeniden şekillenmesiyle ilgili çok önemli bir halkoylamasına gidilmişti.

1995 yılında yürürlüğe giren 10. AHV düzenlemesi, kadınların emeklilik yaş sınırının 2001 yılında 62’de 63’e, 2005 yılında ise 64’e yükseltilmesini öngörüyordu.

1998’de yapılan halkoylaması, bu yeni AHV düzenlemesinin, kadınların emeklilik yaş sınırını yükselten yanına karşıydı. Bu itiraz 27 Eylül 1998 tarihindeki halkoylamasında kabul edilmedi ve kadınların emeklilik yaş sınırının 2001 yılından başlayarak yükseltilmesi halk tarafından benimsendi.

Anketler bazen yalan söyler

Sendikalardan gelen bu halk inisiyatifinin halk tarafından reddi, bazı bakımlardan sürpriz niteliğindeydi. Zira, halkoylaması öncesi yapılan anketler, kadınların emeklilik yaş sınırının yükseltilmesini istemeyenlerin çoğunlukta olduğunu gösteriyordu.

1996 yılında yapılan anketler, halkın yüzde 63’ünün emeklilik yaş sınırının yükseltilmesine karşı olduğu sonucunu veriyordu.

1997 yılında İsviçre Ekonomi Bakanlığı’nca düzenlenen bir anket, katılanların yüzde 84’ünün emeklilik yaş sınırının yükseltilmesine karşı olduklarını ortaya koydu.

1998 halkoylamasının hemen öncesinde büyük bir gazetenin anketi ise, halkın yüzde 68’inin daha erken emekli olma isteğini ortaya çıkardı. Aynı yıl, sendikaların yürüttüğü bir anket çalışması da benzeri sonuçlar verdi.

1998 halkoylaması sonuçları anketlerinkine benzemedi

27 Eylül 1998 tarihinde, halkoylaması sonuçları açıklanıncaya kadar, emeklilik yaşının yükseltilmesi isteğinin halk tarafından kabul edilmeyeceğine dair bir iyimserlik havası hakimdi. Bütün anketler, bunu gösteriyordu. Ancak, halkoylamasının sonuçları anketlerde olduğundan farklı çıktı ve kadınların 2001 yılından başlayarak daha geç emekli olacakları belli oldu.