BERN.
(09.12.03) İsviçre tarihinde hiçbir hükümet seçimi,
kamuoyunda bu ölçüde heyecan ve ilgi yaratmamıştı. Genel seçimlerden
sonra toplanan parlamentonun yeni hükümet için yaptığı seçimlerin,
sıradan bir işlem olarak karşılanması, bugüne kadar İsviçre'de
neredeyse siyasal bir gelenek haline gelmişti. Peki bugün değişen
ne?
Bu
soruyu yanıtlamak için, 19 Ekim'de yapılan genel seçimlerle
ortaya çıkan yeni siyasal tabloya kısaca göz atmakta yarar
var. Hatırlanacağı gibi, İsviçre Halk Partisi SVP, 19 Ekim seçimlerinde
büyük bir zafer kazanmış, İsviçre'nin en büyük partisi
haline gelmişti. Meclisin sol kanadı, yani sosyal demokratlar ve
yeşiller, bir önceki seçimlere göre sandalye sayılarını küçük
bir artışla korusalar da, deprem merkez sağda meydana gelmişti.
İsviçre merkez sağını mecliste temsil eden iki büyük parti,
Hür Demokrat Parti FDP ve Hıristiyan Halk Partisi CVP, seçimlerden
tarihi bir yenilgiyle ayrılmışlardı.
SVP,
dört yıl önce yapılan genel seçimlerde kazandığı başarının
tesadüf olmadığını, bu seçimlerde aldığı sonuçla kanıtlarken,
İsviçre'de asırlık siyasal dengeler de alt üst olmuştu.
Zira, SVP, 1999 seçimlerini bir yana koyarsak, 20. yüzyıl
boyunca Ulusal Temsilciler Meclisi'nde temsil edilen dört büyük
siyasal partinin en küçüğü olma vasfını korumuştu.
Birincilik ve ikincilik FDP ile SP arasında seçimden seçime el
değiştirirken, CVP, ikinci büyük partiye çok yakın bir üye
sayısıyla, ama istikrarlı olarak üçüncü büyük parti
olarak kalmıştı.
Bu
noktada, dört büyük partinin hükümette temsil edilmesini mümkün
kılan ve "sihirli fomül" olarak adlandırılan anlaşmayı
hatırlamakta yarar var. 1959 yılından bu yana geçerli olan
partiler arası anlaşmayla, hükümetteki 7 sandalyenin, seçmenin
istikrarlı bir şekilde ortaya koyduğu eğilime göre paylaştırılması
kabul edilmişti. Buna göre, ilk üç büyük parti SP, FDP ve
CVP'nin ikişer, dördüncü parti konumundaki SVP'nin ise bir üyeyle
hükümette temsil edilmesi benimsenmişti.
Aşırı
sağ ve yabancı düşmanı propaganda sloganları kullanmakta sakınca
görmeyen SVP'nin 19 Ekim seçimleriyle en büyük parti haline
gelmesinin siyasal yaşamda hangi etkileri yaratacağı belirsizliğini
korumaya devam ederken, yeni hükümetin, artık sihirli formüle
göre kurulamayacağı kesinlik kazanmış durumda.
Yarınki
hükümet seçimleri öncesi, SVP, hükümette iki üyeyle temsil
edilmesi konusunda taviz vermeyeceğini açıkça ortaya koymuş
durumda... Dahası, politik aşırılıklarıyla tanınan
Blocher'in hükümete girmesinde ısrarlı olacağını da söylemeye
ve taleplerinin kabul edilmemesi halinde muhalefete geçebileceğini
ilan etmeye devam ediyor.
SP
ve FDP'nin ikişer sandalyeyle yeni hükümette temsil edilmesi
genel olarak benimsenirken, seçimlerle dördüncü sıraya düşen
CVP de iki üyelikte ısrarlı görünüyor. Başka bir sıkıntı
da, FDP başta olmak üzere partilerin göstereceği adaylar ve
parlamentonun bunları benimseyip benimsemeyeceği noktasında
ortaya çıkıyor.
Evet,
İsviçre, tarihinde ilk kez, bu kadar büyük belirsizliklerle hükümet
seçimine gidiyor. Başlarken de söylediğimiz gibi, artık
nefesler tutulmuş ve İsviçre yarına kilitlenmiş durumda... İsviçre,
krizi atlatıp yeniden istikrarı yakalamanın yollarını aramaya
devam ediyor.