|
“Müslüman
tehdidi” propagandası etkisini sürdürüyor
İslamiyet manşetlerden
inmiyor
İsviçre’de Müslümanlar
ve onların dini inançlarıyla adetlerinin tartışılması
giderek bir alışkanlığa dönüşüyor. Yeni Yurttaşlık Yasası
için 26 Eylül’de yapılan halkoylaması öncesi “2040 yılında
halkın yüzde 70’inin Müslüman olacağı” propagandasıyla
aşırı sağ tarafından tırmandırılan gerginlik bugün de sürüyor.
Ramazan ayı
vesilesiyle de gündemde tutulan İslamiyet, “imamların İsviçre
üniversitelerinde eğitim alması”, “Migros çalışanlarının
başörtüsü takması” gibi popüler olmayan konuların dahi
herkesin tartışmasına açılmasıyla, bir sorun olarak ele alınmaya
devam ediyor. Kamuoyu giderek, farklılıklara hoşgörü gösterilmesinden
asimilasyona doğru kayıyor.
snc-mhm/
Mazlum Kılınç
- Zafer Sayar
İsviçre’de Yurttaşlık Yasası için düzenlenen 26 Eylül
Halkoylaması’nın aşırı sağ söylemlerle “İslamiyet
tehdidi”ne karşı propaganda kampanyasına dönüştürülmesinin
etkileri sürüyor. Daha önce, medyaların ve kamuoyunun sıradan
olaylar ele aldığı İslamiyet’le doğrudan ya da dolaylı ilişkisi
bulunan pek çok olay bugün kolaylıkla gazete manşetlerine
yerleşiyor.
Ramazan boyunca çeşitli açılardan sıkça konu edilen
İsviçre’deki Müslümanlar, Hollanda’daki olaylar
vesilesiyle de bir sorun kaynağı olarak gündemdeki yerini
korudu. İslamiyet’le terör ve demokrasi arasındaki ilişkiler,
Müslüman geleneklerinin modern toplumdaki yeri gibi konular
medyalarda ve çeşitli tartışma platformlarında irdelenmeye
devam edildi.
Migros’ta türban
manşetlere çıkıyor
Migros’un Zürih Kantonu’ndaki mağazalarından
birinde satış bölümünde çalışan Türkiye kökenli göçmen
bir Müslüman bayanın, şefine sorduğu, “Çalışırken başörtümü
takabilir miyim?” sorusu, bir anda İsviçre’nin önemli tartışma
konularından biri haline geliverdi. Medyaların olaya gösterdikleri
büyük ilgi tüm bir kamuoyuna yansımakta gecikmedi.
Konuyla ilgili kamuoyundaki çeşitli ve farklı
hassasiyetlerin bilgisine sahip olan Migros yöneticileri, konuyu
firmanın merkezine taşımayı en uygun yol olarak gördüler. Bu
arada firmanın, müşterinin nabzını yoklamak amacıyla
anketler yaptırdığı bilgisi de medyalara ulaştı. Bir süre
sonra, Migros, merkezi düzeyde yaptığı açıklamayla, olayı
değerlendirdiklerini ve kararlarını Kasım ayında kamuoyuna
bildireceklerini duyurdu.
Bu arada, türbanın hangi alanlarda kullanılabileceği
sorusu kamuoyunda yaygın bir şekilde tartışıldı. Olay yasal,
hukuki, siyasal ve toplumsal açılardan değerlendirilirken, bunu
yine yabancı düşmanlığını körüklemek için bir malzeme
olarak kullananların çokluğu da dikkatlerden kaçmadı.
Migros’tan başörtüsüne
evet
Migros Basın Sözcüsü Eve Pfeiffer,
16 Kasım’da Zürih’te düzenlenen basın toplantısında, başörtüsüne
yasak getirmenin İsviçre anayasasının din ve vicdan özgürlüğünü
güvence altına alan maddesine aykırı olduğunu belirtti.
Dini, kültürel ya da cinsel farklılıklara karşı saygı gösterilmesinin
iç tüzüklerinde de yer aldığını ifade eden diğer Migros
yetkilisi Urs
Naf da, çalışma yasaları doğrultusunda hazırlanan
iş sözleşmelerinde ayrımcılığa hiçbir şekilde yer
verilmediğine dikkat çekti.
Çalışanların
korunması
Çalışanlarının korunması yönünde büyük bir sorumluluk taşıdıklarını
ve konunun bununla ilgili bir boyutu da olduğunu sözlerine
ekleyen Pfeiffer, "Bundan dolayı, kasada ya da
satış yerlerinde müşterilerle birebir ilişki içerisinde olan
çalışanlarımızın, başörtüsünden dolayı hakarete uğramaları
halinde, kendi istekleri doğrultusunda müşteriyle doğrudan karşılaşmayacakları
bir işte ya da başka bir Migros mağazasında çalışabilmelerine
olanak sağlanacaktır" dedi.
Öte yandan, Migros Personel Şefi Urs
Stolz, Zürih Kantonu'ndaki mağazalarda farklı kıyafetlerle
çalışan Sikhlerin ve Yahudilerin şimdiye kadar bir sorunla karşılaşmadıkları
açıklamasında bulunarak hoşgörünün önemine işaret etti.
Migros’tan
imamlara
Migros, tavrını açık olarak ortaya koyarak başörtüsü
tartışmasına kendi bünyesinde nokta koyarken, İslamiyet bir
başka gelişmeyle tekrar gündeme geldi. İmamlara İsviçre üniversitelerinde
eğitim verilmesi gibi özellikle ilahiyat ve pedagojinin uzmanlık
alanına giren bir konu da, medyaların ilgisiyle bir anda popülarite
kazanarak özünden fazlasıyla kopuk bir şekilde kamuoyunun tartışmasına
açıldı.
Konunun ya da önerinin öncelikle akademik düzeyde ele
alınmaya ihtiyaç duyduğu bir anda, İsviçre’deki Müslüman
din görevlilerinin, ülkenin dilleri, toplumsal ve kültürel yapısı,
tarihi ve geleneklerini biliyor olmasının sağlayabileceği
avantajlar üzerinde durulması beklenirken, olay Müslümanların
terörle ilişkilerinin kesilmesi açısından değerlendirilmeye
başlandı. Gelişme, bir anda sansasyonel bir nitelik kazandı.
Basel Üniverisitesi'ndeki
çalışma
Haber önce “NZZ am Sonntag” gazetesinde yayımlandı.
Buna göre, Basel Üniversitesi Rektörü Ulrich Gäbler, “üniversitelerinde
imamlara eğitim verilmesini sağlayacak bir proje üzerinde çalıştıklarını,
bu fikrin uygulamaya geçirilmesi doğrultusunda girişimlerde
bulunduklarını” açıklıyor. Gäbler, Avusturya İslam Din
Pedagogları Akademisi’yle (IPRA) en yakında görüşmelere başlayacaklarını
ve onların tecrübelerini değerlendireceklerini bildiriyor. IPRA
ise, 1979 yılından bu yana İslam’ın resmi din olarak tanındığı
Avusturya’da, İslam din görevlilerinin eğitim görmesi doğrultusunda
kurulan özel bir akademi olma niteliğini taşıyor.
Rektör Gäbler’in sözlerinde sansasyonel bir yan
bulunmamasına, bilimsel ve uygulanabilir bir proje üzerine çalıştıklarını
söylemesine rağmen, konuyla doğrudan ilgili olmayan yorumlar ve
değerlendirmelerle olay kamuoyuna tamamen farklı bir şekilde
mal olmaya başladı. İsviçre Hükümeti Üyesi
Leuenberger’den, İsviçre Piskoposlar
Konferansı Genel Sekreteri Agnell Rickenmann’a kadar haberle
ilgili değerlendirme yapması istenen herkese, İslami terörle
ilişkili sorular soruldu. Cevaplar ne olursa olsun, konu özünden
koparılarak bambaşka bir içerik kazanmaya başladı.
Sonuç olarak, kamuoyu öyle bir şekilde oluştu ki, Basel Üniversitesi
Rektörü’nün sözünü ettiği proje, aslından farklılaştırılarak
dinci teröre karşı bir program gibi algılanmaya başlandı.
Yabancı düşmanlığının
taktik adımları
Yakın zamana kadar geldikleri ülkelere göre göçmenlere karşı açık
bir karşı propaganda sürdüren yabancı düşmanlığının,
son zamanlarda İslamiyet’i boy hedefi olarak seçmesi taktik
bir adım olarak değerlendiriliyor. Örneğin Eski Yugoslavya ya
da Türkiye'den gelen göçmenlere karşı yapılan propagandalar,
insanlar toplu halde bir kefeye konularak değerlendirildiği için,
giderek hem inandırıcılığını kaybediyor, hem de ırkçılığa
karşı var olan yasal engellerle sınırlanıyor. Ancak, özellikle
11 Eylül’den sonra Batı’da İslamiyet ile terör arasında
kafalarda kurulan ilişki, bu malzemenin yabancı düşmanları
tarafından daha kolay kullanabilmesini sağlıyor. Yurttaşlık
Yasası için gidilen son halkoylamasında olduğu gibi, etkisini
de gösteriyor.
|