snc, sadece günlük haberle

yetinmiyor, İsviçre'deki

önemli gelişmeleri de mercek

altına alıyor.

snc dosyaları >>>

 

"Temel dil", "göç kuşağı" ve “geleneksel aile yapısı” gibi çok önemli noktalarda İsviçre'deki göçmenler arasında ne gibi benzerlikler ve farklılıklar var? (Fotoğraf: snc Arşivi)

snc tarafından yapılan bir araştırma çalışmasının özeti

Haziran 2006

İsviçre'deki göçmen toplulukları

Ne kadar aynı, ne kadar farklıyız?

Son yıllarda yapılan bütün araştırmalar, göçmenlerin ve göçmen topluluklarının homojen özellikler göstermediğini ortaya koyuyor. Yani ne tüm göçmenleri kapsayacak genel resimler çizmek mümkün, ne de özel olarak bir göçmen topluluğunu anlatan genel ifadeler bulmak... Bununla birlikte, istatistiklere biraz yakından bakınca, bazı ortak özellikler de dikkati çekmiyor değil. Tabii İsviçreli ya da yabancı statüsünde olsun her insan birbirinden farklı özellikler gösteriyor, ama yine de "en azından ortalama olarak ne kadar birbirimize benziyoruz, ne kadar farklıyız" gibi bir soru da varlığını bir şekilde hep devam ettiriyor. Öyleyse, İsviçre'de yaşayan göçmenleri konu alan güvenilir sayılabilecek istatistiklerin "temel dil", "göç kuşağı" ve “geleneksel aile yapısı” ile ilgili en önemlilerinin nasıl bir genel tablo ortaya koyduğuna birlikte bakalım.

snc/ Sevim Civil - Zafer Sayar

İtalyanca, Almanca ve Fransızcanın aynı zamanda İsviçre’nin resmi dilleri olmasından kaynaklanan özel durumları göz önünde bulundurulduğunda Sırpça, Arnavutça, Portekizce, İspanyolca ve Türkçe, İsviçre’ye göçmenler tarafından taşınan diller arasında en fazla kullanılanları… Bunlardan sonra ise Hırvatça geliyor.

İsviçre’de konuşulan yabancı diller: Rakamlar neyi söylüyor?

2000 yılı rakamlarına göre İsviçre’de yabancı statüsünde yaşayan 1 495 549 göçmenin 672 729’u (%45) eski Yugoslavya ülkeleri, Portekiz, İspanya ve Türkiye’den gelmişlerdir. İsviçre resmi dillerinden birinin konuşulduğu İtalya, Almanya, Fransa ve Avusturya’dan gelen yabancı statüsündeki göçmen sayısının 527 127 (%35) olduğu düşünülürse, Sırpça, Arnavutça, Portekizce, İspanyolca, Türkçe ve Hırvatça dışındaki dillerin konuşulduğu ülke yurttaşlarının tüm yabancılar içindeki oranı %20 civarındadır. Diğer bir deyişle bu yabancı dillerin konuşulduğu ülke yurttaşlarının, İsviçre resmi dillerinden birinin konuşulmadığı ülke yurttaşları içindeki oranı %70 civarındadır.

Aynı durum, artık resmi istatistiklerde "anadil" yerine insanların günlük yaşamda asıl olarak konuştukları dil anlamında kullanılmaya başlanan “temel dil” açısından da geçerlidir. Yine 2000 yılı rakamlarına göre İsviçre’de resmi diller dışındaki bir dili “temel dil" olarak kullananların toplam sayısı, 656 539’dur. Sırpça, Arnavutça, Portekizce, İspanyolca, Türkçe ve Hırvatçayı “temel dil” olarak kullananların sayısı ise, 417 859’dur (%64).

İsviçre’de konuşulmayan dillerle gelen göçmenler

İsviçre, 19. yüzyılın ortasında ülkeye çalışmak için gelen göçmenlerle tanışmaya başladıysa da, İtalya başta olmak üzere tam bir asır boyunca zamanın “misafir işçilerinin” ortak özelliği komşu ülkelerden, yani İsviçre resmi dillerinin konuşulduğu ülkelerden gelmeleriydi.

Çok dilli İsviçre’nin, “misafir işçiler” vasıtasıyla İsviçre’ye ait olmayan dillerle günlük hayatta giderek daha fazla karşılaşması 1960’lı yıllarda, İspanyollarla başlamıştır. 1960 yılında 13 524 olan İspanyol göçmen sayısı, patlama sayılacak bir artışla 1970’te 121 239’a yükselmiştir.

Yine de İspanya’dan gelen göçmenler, Portekiz, Eski Yugoslavya ve Türkiye'den gelenlere göre İsviçre’de yaklaşık 20 yıllık daha eski bir maziye sahiptir. 1960’lı yılların sonunda Eski Yugoslavya ve Türkiye’den gelenlerin sayısındaki hareketlenmenin, kitlesel bir göç niteliği kazanacağı 1970’li yıllarda Yugoslavya ve 1980’li yıllarda ise Türkiye açısından kesinlik kazanmıştır. Portekiz’den gelen kitlesel göç dalgası ise 1980’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Ancak, bugünkü rakamlara göre kıyaslama yapıldığında, bu her üç ülkeden kitlesel göç tarihi 1980’li yıllar olarak kabul edilebilir. Toparlarsak, Eski Yugoslavya, Portekiz ve Türkiye’den gelen göçmenler, henüz çok yenidirler.

Kuşkusuz, İsviçre’de yabancı statüsünde yaşayanların tümü gibi, bu ülkelerden gelen göçmen grupları da homojen özellikler göstermemektedirler. Ancak, istatistikler, söz konusu ülkelerden gelen göçmenlerin İsviçre’de eski bir geçmişe sahip olmadıklarını gösterir verilerle doludur. Eğitimden, çalışma yaşamına birçok alan buna örnek gösterilebilirse de, sadece birbiriyle bağlantı içindeki iki önemli nokta üzerinde durmak dahi, pek çok şey ifade eder niteliktedir: Gelinen ülkeden taşınılan dilin önemi ile “geleneksel aile” yapısı...

Göç kuşakları

İsviçre resmi istatistiklerinde "kuşak" kavramı artık daha çok "göç kuşağı" olarak kullanılmaktadır. Buna göre, eğer bir göçmen İsviçre dışında doğmuşsa birinci göç kuşağından, İsviçre'de doğmuş ise ikinci göç kuşağından kabul edilmektedir. İsviçre’deki diğer göçmen gruplarında olduğu gibi, İspanya, Eski Yugoslavya ülkeleri, Portekiz ve Türkiye'den gelen göçmenlerde de birinci göç kuşağı, ikinci göç kuşağından sayı bakımından çok daha fazladır. Gelinen ülkeler bakımından ikinci göç kuşağının en büyük oran teşkil ettiği iki ülke Türkiye (%47) ve İspanya’dır (%44). Bu oran Hırvatistan’da %33, bugünkü Yugoslavya’da (Sırbistan-Karadağ) %28, Portekiz’de %26’dır. Rakamlar, Türkiye ve İspanya’dan gelenlerin durumuyla, ikinci göç kuşağının en büyük orana sahip olduğu (%45), en eski göçmen topluluğunu oluşturan İtalya’dan gelenler ve doğuştan İsviçreli olmayan, sonradan İsviçre yurttaşlığına geçen göçmenlerin durumu (%45) arasında çok yakın bir benzerliğe işaret etse de, “temel dil” ve “yalnız ya da aileyle yaşama” ile ilgili verilerle bunun niteliği hakkında daha net bir fikre sahip olmak mümkün görünmektedir.

Geleneksel aile yapısı

İstatistik veriler açık olarak ortaya koymaktadır ki, Eski Yugoslavya ülkeleri ve Türkiye’den gelen göçmenler, geleneksel aile yapısına bağlılıklarını büyük ölçüde korumaktadırlar; kuşaklar uzun süre bir arada yaşamaktadırlar. İsviçre yurttaşlarının %16,9’u "yalnız yaşayanlar" kategorisindeyken, bu oran yabancı statüsündekilerde %12,6’dır. Yabancı statüsünde yaşayan Yugoslavya (%4,5) ve Türkiye (%5,7) kökenli göçmenler, yalnız yaşamak bakımından İsviçre ortalamasına çok aykırı bir durum sergilemektedirler. Portekiz’den gelen yalnız yaşayanlar da, Türkiye ve Yugoslavya’dan gelenler kadar olmasa da, %9,5 ile geleneksel aile yapısını koruduklarını göstermektedirler. Burada da İtalyanlara benzerlik gösteren İspanyollar, %14,1 ile hem yabancılar ortalamasının üstünde yer almakta, hem de İsviçreliler ortalamasına çok yakın bir özellik göstermektedirler.

Aynı durum bir aile içinde yaşayan fertlerin sayısını gösteren verilerde de gözlemlenmektedir. Yugoslavya’dan gelenlerin %78,5’i, Türkiye’den gelenlerin ise %75,6’sı bir aile çatısı altında yaşamaktadırlar. Bu oran Portekiz’den gelen göçmenlerde %69’dur. Ortalamanın İsviçrelilerde %45,9, İsviçre’de yaşayan yabancılarda ise %59 olduğu düşünüldüğünde, rakamlar bu üç ülkeden gelenlerde geleneksel ailenin devam ettiğini açık bir şekilde göstermektedir. İsviçre’de yabancı statüsünde yaşayan İspanya kökenli göçmenler %55,6 ile bu noktada da İtalyanlarla benzerlik göstermekte, diğer üç gruptan ayrılmaktadırlar.

 

Tablo

Yalnız ve çocuklu ailelerde yaşayanlar

(Yurttaşlık durumlarına göre ve yüzde olarak)

 

Yalnız

Yaşayan

Çocuklu

Ailelerde

Yaşayan

İsviçreliler

16.9

45.9

Yabancılar

12.6

59.5

AB/EFTA ülkeleri

16.3

51.5

Almanya

26.5

33.0

Fransa

23.8

38.4

İtalya

13.7

54.6

Portekiz

9.5

69.0

İspanya

14.1

55.6

Eski Yugoslavya

4.5

78.5

Türkiye

5.7

75.6

Afrika ülkeleri

14.9

48.3

Amerika ülkeleri

13.8

47.1

Asya ülkeleri

12.6

60.3

Diğer

16.4

47.2

 
 

Temel dil

Eski Yugoslavya ülkeleri, Portekiz, İspanya ve Türkiye’den gelen göçmenlerde, İsviçre resmi dillerinden birinin "temel dil" olarak benimsenmesiyle ilgili farklı özellikler ortaya çıkmaktadır. Yabancı statüsünde yaşayan göçmenler açısından bakıldığında, İsviçre’de doğanlarda bir İsviçre dilinin "temel dil" olarak benimsenmesiyle ilgili oranlar gelinen ülkelere göre sırasıyla şöyledir:

İspanya (%80,3)

Portekiz (%68,9)

Türkiye (%64,4)

Eski Yugoslavya ülkeleri (%57,8)

Yurtdışında doğanlarda ise, bir İsviçre dilini "temel dil" olarak benimseyenler bakımından sıralama değişmektedir:

Eski Yugoslavya ülkeleri (%41,7)

Portekiz (%40,7)

Türkiye (%35,2)

İspanya (%31,4)

Söz konusu yabancı diller açısından bakıldığında, İspanya’dan gelen göçmenler burada da çok farklı bir tablo çizmektedirler. Burada doğanlar, İsviçre resmi dillerinden birini "temel dil" olarak kullanmada en istekli grup özelliğini gösterirken, yurtdışında doğanlar en isteksiz grup olarak ortaya çıkmaktadırlar.

Bu durum, evde konuşulan dil noktasında, söz konusu bütün dil gruplarını benzer bir duruma çekmektedir. Veriler, söz konusu ülkeler kökenli göçmenlerin, burada doğsunlar ya da doğmasınlar, evde çoğunlukla İsviçre resmi dillerinden sadece biri ile değil, ya bu dili geldikleri ülkelerden getirdikleri dillerle karışık olarak ya da sadece geldikleri ülkelerden getirdikleri dillerle iletişim kurduklarını göstermektedir.

Konu evde konuşulan dile geldiğinde, söz konusu göçmen grupları arasındaki göç kuşağı ve geleneksel aile yapısı ile ilgili farklılıklar önemini yitirmektedir.

Temel dil (İsviçre’de doğanlar)

İspanya %80,3

Portekiz %68,9

Türkiye %64,4

Eski Yugoslavya %57,8

Temel dil (İsviçre dışında doğanlar)

Eski Yugoslavya %41,7

Portekiz %40,7

Türkiye %35,2

İspanya %31,4