snc, sadece günlük haberle

yetinmiyor, İsviçre'deki

önemli gelişmeleri de mercek

altına alıyor.

snc dosyaları >>>

 

İsviçre medyalarının nüfus bileşimindeki göçmen faktörüne bağlı değişimi ve bunun kendilerini ilgilendiren sonuçlarını değerlendirme noktasında hızlı davrandıklarını söylemek çok güçtür. (Fotoğraf: snc Arşivi)

snc tarafından yapılan bir alan araştırmasının özeti

snc/ Niklaus Werner - Zafer Sayar

Haziran 2006

İsviçre medyaları ve göçmenler

• İsviçre medyalarının göçmenlere ne ölçüde ulaştığına dair bilimsel kriterlere uygun olarak yapılmış ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç olduğu açıktır. Bağımsız medya araştırma kuruluşları, üniversiteler ve konuyla ilgili olabileceği düşünülecek kuruluşlardan böyle çalışmalar yapıldığına dair olumlu bilgiler gelmemektedir. İsviçre kütüphanelerinde ve internette yapılan taramalarda da, özel olarak bu konuda yapılmış güvenilir araştırmalarının varlığına dair bir ipucuna rastlanmamaktadır.

Aslında konu, İsviçre medyaları bakımından göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir. Zira 2000 yılı verilerine göre, İsviçre’de yabancı statüsünde yaşayanların toplam nüfus içindeki oranı %20,5 gibi çok önemli bir rakamdır (yaklaşık 1,5 milyon kişi). Yurttaşlığa geçenler de hesaba katıldığında rakam çok daha yükseğe çıkmaktadır. İsviçre nüfusunun %28’ini bir başka ülkenin yurttaşı olarak doğanlar oluşturmaktadır (yaklaşık 2 milyon kişi).

Sadece 1980-2000 yılları arasında yabancı sayısının yaklaşık 500 bin, yurttaşlığa geçenlerin sayısının da yaklaşık 300 bin arttığı göz önünde bulundurulduğunda, İsviçre’deki günlük hayata dair ortalama alışkanlıklarda çok hızlı ve önemli değişiklikler olduğu kolaylıkla söylenebilir. Bu rakamların, küçük bir nüfusa sahip olan İsviçre için sosyal, kültürel, ekonomik ve politik düzeylerdeki anlamı ve önemi büyük olmalıdır. Bu önem, İsviçre medyaları için de aynı şekilde geçerlidir. Ancak, İsviçre medyalarının bu değişimi ve bunun kendilerini ilgilendiren sonuçlarını değerlendirme noktasında hızlı davrandıklarını söylemek çok güçtür.

Yazılı medyalar

Nüfusun bileşimindeki bu hızlı değişikliğin, İsviçre yazılı medyalarının tiraj, satış ya da abone rakamlarını olumlu olarak etkilediğine dair kayda değer bir verinin ortaya çıkmaması dikkat çekicidir. Yukarıda değinildiği gibi, bu konuda yapılmış ayrıntılı araştırmalar olmadığı için, bu tespitte yanılgı payı olduğu akla gelebilir. Ayrıca, İsviçre resmi dillerinden birinin kullanıldığı ülkelerden gelen göçmenlerin, eğer yaşadıkları kantonda da bu dil kullanılıyorsa, diğer ülkelerden gelenlere göre, İsviçre medyalarına daha kolay uyum sağladıkları tahmininde de bulunulabilir.

Ancak, bir başka olgu, İsviçre resmi dillerinden birinin konuşulduğu ülkelerden gelmeyen göçmenlerin, İsviçre medyalarına ne kadar uzak durduğu konusunda daha açık bir fikir verebilir niteliktedir. İsviçre gazete ya da dergilerinde, göçmen gruplarının daha çok kendi iç ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak çalışan (marketler, kuaför salonları, eğlence yerleri, düğün salonları vb.) firma ilanlarına rastlamak istisnai bir durumdur. Aynı durum, düzenlenen eğlence geceleri ve konser ilanları için de geçerlidir. Bu ilanlar, bu göçmen gruplarının İsviçre’ye getirdikleri dillerde çıkan gazetelerde ise yoğun bir şekilde yayınlanmaktadır. Bu noktada, müşteri profillerini çok yakından tanıyan göçmen firmaları, tercihlerini, gözlemleriyle doğruluğundan kuşku duymadıkları bir olguya dayanarak yapmaktadırlar: Müşterileri, İsviçre medyalarını değil, kendi dillerindeki göçmen ya da yabancı medyalarını izlemektedirler. Göçmen firma ilanlarının kendi ana dillerindeki yabancı ya da göçmen medyalarına akışında, İsviçre medyalarındaki ilan fiyatlarının biraz daha yüksek olmasının önemli bir etken olmadığı, mali bakımdan güçlü göçmen firmalarının da ilan konusunda İsviçre medyalarını değil, yabancı ve göçmen medyalarını kullanmasından da anlaşılabilmektedir.

Gözlemlere dayanarak varılan bu sonuç, profesyonel piyasa kuruluşlarının araştırma yapmaları halinde varacakları sonuçlardan belki de daha güvenilirdir. Zira hiçbir alan araştırmasında yapılan gözlemler, müşterileriyle her gün bire bir ilişki sürdüren göçmen firmaları kadar çok kişiyi kapsayamaz, ayrıntılı ve sürekli olamaz. Firma sahibi, istatistik yöntemler konusunda akademik bir bilgi sahibi olmasa da, gözlemlerinde ve vardığı sonuçlarda onu, belki de bu konuda çalışan profesyonel araştırmacılar kadar başarılı kılan çok güçlü bir motivasyona sahiptir: Daha fazla müşteriye sahip olmak, daha fazla satış yapmak ve daha fazla kar elde etmek... Üstelik İsviçre'ye göçmenlerin getirdiği yabancı dillerin konuşulduğu ülkelerden gelen göçmenlerde, alışverişin, aynı zamanda bir insani ilişki biçimi olması alışkanlığı oldukça yaygındır. Alışveriş esnasında “merhaba” denilir, hal hatır sorulur, ölen varsa başsağlığı dilenir, doğum ya da düğün varsa kutlanır, zaman zaman günlük yaşantıyla ilgili sorunlar üzerine sohbetlere girilir. Firma sahibi ya da orada çalışan ile müşteri arsındaki ilişki, İsviçre’de yok olmaya yüz tutan eski mahalle bakkallarında ya da bugün varlığını sürdürmekte olan “Stammtisch” müşterileriyle restoran sahibi arasında olan ilişkiye oldukça benzemektedir.

Televizyonlar

İsviçre televizyon kanallarının göçmenler tarafından izlendiğine dair ise, neredeyse hiçbir belirti yoktur. Bu noktada, İsviçre resmi dillerinin konuşulduğu ülkelerden gelen göçmenler ile diğerleri arasında önemli bir davranış farklılığı olması için üzerinde durulabilecek kayda değer bir neden de akla gelmemektedir. İsviçre Televizyonu, İsviçre’deki yayın tekelini kaybetmiş, teknolojinin sunduğu yeni imkanlarla son 15 yılda tüm dünyada sayıları çok büyük bir hızla artan ve İsviçre’de de izlenebilen (kablolu yayın,çanak anten) televizyon kanallarından biri haline gelmiştir. Artık çok sayıda seçenekten sadece biri haline gelen İsviçre Televizyonu’nun, genel olarak İsviçre halkı bakımından, uluslararası televizyon kanallarıyla rekabetteki konumu burada konu dışıdır; ancak göçmenler tarafından sıklıkla izlenen kanallar arasında yer aldığına dair hiçbir kayıt, iddia ya da gözlem yoktur. İsviçre’de kantonlarda yayın yapan yerel televizyon kanalları ise henüz çok yenidirler. Bunların yakın bir gelecekte İsviçre medyaları arasındaki öneminin hızla artacağı tahmin edilebilse de, bugünkü durumlarıyla büyük televizyon kanallarıyla rekabet gücüne sahip olmadıkları kesindir. Bu kanalların göçmenlerin ilgisini çekip çekmeyeceğinin ise, izleyecekleri henüz oluşum aşamasında olan yayın politikalarına bağlı olacağı söylenebilir.

Radyolar

Göçmenlerin İsviçre’de görece en fazla ilişki kurdukları medya kanalları radyolardır. Restoranlarda otururken, arabada yolculuk yapılırken ve zaman zaman da evde radyo yayınları dinlenmektedir. Ancak radyo yayınlarının enformasyon alanındaki etkisi, günümüzde çok büyük ölçüde kaybolmuş görünmektedir. Radyo, artık çoğunlukla müzik dinlemek için kullanılan bir medya haline dönüşmüştür. Enformasyon alanındaki sınırlı etkilerine rağmen, radyolar, İsviçre nüfusunun bileşiminde göçmenlerin katılımıyla ortaya çıkan değişimin görece en fazla farkında olan ve bu değişime ayak uydurmayla ilgili arayışların en çok yaşandığı medyalardır. İsviçre Radyosu'nun çeşitli dünya müzikleriyle ilgili yüksek kalitedeki programlara yer vermesi ve yakın zaman önce sona erdirse de uzun yıllar yabancı dillerde programlar üretmesi (DRS), kantonlardaki bazı özel radyo kanallarının bazı yabancı dilleri ve bu dillerdeki müzikleri sembolik olarak da olsa kullanması, bu arayışlarla ilgili somut örneklerdir.

Sonuç

İtalya, Almanya, Fransa ve Avusturya’dan gelen göçmenlerin, eğer yaşadıkları kantonda kendi ülke dilleri konuşuluyorsa, diğer göçmenlere göre İsviçre gazetelerine daha kolay yakınlaştıkları söylenebilir. Bu, doğrudan dil faktörüyle ilgili bir olgudur. Gazete okuma alışkanlığının kazanıldığı dilin, bu geçişi kolaylaştırması olağan olmalıdır. Olaya özel olarak İsviçre'nin resmi dilleri olmayan diller açısından bakıldığında ise, bunların konuşulduğu ülkelerden gelen göçmenlerin, İsviçre gazetelerine gösterdikleri ilgisizlik, tek başına dil sorunuyla açıklanabilecek bir durum değildir. Zira istatistiklere "temel dil"; İsviçre’de yaşanılan süre ve İsviçre’de okul öğrenimi görmek gibi kriterlerle daha yakından bakıldığında, en aşırı tahminlere göre, bir İsviçre günlük gazetesini okumakta dil bakımından çeşitli düzeylerde zorluk çekenlerin toplam oranının üçte biri aşmaması gerekir. Burada, aileden devralınan alışkanlıklar, İsviçre medyalarının bu yeni okuyucu profilinin özelliklerini yeterince analiz edemeyişi gibi faktörlerin devreye girmiş olması gerekir.

Ancak, televizyonlar ve radyolar söz konusu olduğunda ise göçmen davranışları arasında, gelinen ülkelere göre kayda değer farklılıklar olduğunu söylemek çok güçtür. Bir İtalyan göçmenin, İsviçre Televizyonu’na göre kıyaslanmayacak ölçüde zengin seçenekler sunan dinamik İtalyan televizyon kanallarına yönelmesi normaldir. Benzer bir zenginlik ve dinamizme sahip Türkiye televizyon kanallarına yönelen Türkiye kökenli göçmenin davranışı, bu noktada İtalyan göçmenle çok benzer nedenlere sahiptir. Radyolarda ise sözün ve dolayısıyla dilin önemi giderek daha fazla kaybolmakta, istisnalar dışında, bu medya kendini giderek daha fazla müzikle tarif etmektedir. Arabada yolculuk yapan kişinin, İsviçreli ya da göçmen, kendi zevkine hitap eden müzik yayını yapan radyo istasyonunu dinleyerek yoluna devam etmesi anlaşılır bir şeydir.

Eğer bir genelleme yapılacak olursa, İsviçre medyaları, işgücü göçüyle ortaya çıkan durumun artık bir içsel olgu haline dönüşmesi ve misafir işçilik döneminin kapanmasının (yurttaşlığa geçişler bir yana, B ve C oturumlarının toplamına göre hesaplandığında, İsviçre 1970’li yıllara C oturumluların oranı 1/3, 2000’li yıllara ise 3/4 olarak girmiştir), yayın politikalarının yeniden gözden geçirilerek yeniden yapılandırılmasına yol açacak kadar önemli bir sosyal olgu olduğu sonucuna henüz varmamış ya da bu konuda alternatif çözümler üretememiş görünmektedir. Daha önce harekete geçen kantonlar olmakla birlikte, genel İsviçre politikasında bu tespit yaklaşık 5 yıl önce yapılmış, İsviçre’nin artık bir entegrasyon politikasına sahip olması ve asgari müştereklerde kabul gören bir başlangıç konseptine göre adım atması gerektiği üzerinde en azından prensip olarak görüş birliğine varılmıştır. Kantonlarda göçmenlerin oturum işlemleriyle resmi düzeyde ilgilenen kurumlarda “Fremdenpolizei” yerine “Einwohnerdienst” ya da benzeri isimlerin kullanılması, işlevsel niteliği bir yana, bir bakış açısı değişiminin de ifadesi olmuştur. Bugün parlamento ya da halkoylamaları vasıtasıyla varılan sonuçlar beğenilsin ya da beğenilmesin, “yabancılar yasası”, “yurttaşlığa geçişlerin kolaylaştırılması”, “göçmen politikası” üzerine İsviçre politikası uzun yıllar sonra ilk kez yoğun bir şekilde ilgilenmeye başlamıştır. Medyaların, politika dünyasının gündemini bu kadar meşgul eden konularda, çözüm üretmeye katkı konusunda bu ölçüde geri bir konumda kalması çok ender rastlanan bir durumdur. Üstelik burada üzerinde konuşulan topluluk, medyaların en azından potansiyel “müşterisi” olan büyük bir topluluktur, yani göçmenlerdir. Bu durum, medyaların tutumunu anlamayı daha da zorlaştırmaktadır.

Bir toplumdaki ortalama değerlendirme, davranış ve alışkanlıkların oluşum ve değişim süreci üzerinde medyaların gücü, günümüzde başka hiçbir araçla kıyaslanamayacak ölçüde önem kazanmıştır. Burada söz konusu olan, İsviçre medyalarının bu sürece, politik bir tercih nedeniyle katılması beklentisi değildir. Bu sürecin medyalarından beklediği, soruna ortalama televizyon izleyicisi ya da gazete okuyucusu profilindeki değişim ve bununla birlikte doğan yeni ihtiyaçlar açısından yaklaşması ve bunu da yayın politikalarının oluşumunda dikkate alınacak veriler arasında değerlendirmesi olabilir. Bunun, redaksiyonların niyetlerinden bağımsız olarak, bu süreci kolaylaştıran ve hızlandıran çok önemli bir etken olarak günlük hayatta kendini hissettirmemesi düşünülemez.

Bu noktada, olumlu sonuçlarından emin olunarak sunulabilecek toplam bir reçete olmadığı açıktır. Önemli olan, İsviçre medyalarının ortada bir sorun olduğunun bilinciyle davranmaları ve alternatifler üzerinde durmalarıdır. Ortaya ne kadar çok girişim çıkarsa, İsviçre medyaları yeni ihtiyaçlara cevap verme konusunda o ölçüde tecrübe sahibi olabilir ve bu girişimlerden belki en başarılıları, belki de pek çoğunun sentezi zamanla model oluşturmaya başlayabilir. İsviçre medyaları bu süreci, dış mali kaynaklar buldukça yaptıkları ekstra ve geçici çalışmalar olarak değil de, kendi öz kaynaklarıyla ve İsviçre halkının daha çoğuna ulaşmak için sürdükleri bir sürekli bir çalışma olarak gördükleri ölçüde, konuyla ilgili istikrarlı bir çalışma sürdürebilirler ve üzerinde herkesin değerlendirme yapabileceği kayda değer sonuçlara ulaşabilirler.

Bütün bunlardan, İsviçre medyalarında konuyla ilgili hiçbir şey yapılmadığı değil, çok daha fazla şey yapılması gerektiği anlamı çıkmaktadır.

İsviçre medyaları, kendi ihtiyaçlarından dolayı, bu ve benzeri soruları daha sık sorar hale geldikçe, göçmen politikasının yeniden yapılanma sürecinin yeni soluk alma borularına kavuşacağını söylemek zor olamasa gerekir.