|
Kadın
erkek ilişkilerinde kriz yönetimi
Yıllar sonra
da sevgiyi koruyabilmek
Aşktan
sonra nişanlanıp evlenmek – ve daha sonra sadece kavga.
Günlük
yaşantı, yıllar geçtikçe her ilişkiyi zedelemeye başlıyor.
Ancak, bu krizden çıkmanın yolları var.
snc/
Sevim Civil
İsviçre’de
her evlilikten ikisi boşanmayla sonuçlanıyor. İstatistiklere göre,
ayrılıklar en çok 7 ila 15 yıl arasında beraber yaşayan çiftlerde
görülüyor.
Sorun
yaşayan çiftlerle seanslar düzenleyen birçok terapistin buluştukları
ortak nokta şöyle: "Ortak yaşam iş hayatı, stres, zaman kısıtlılığı
ve kendini gerçekleştirme arasında bir ip cambazlığına
benziyor." Çocuklu olsun olmasın, ilişkiler çoğu zaman
masalların, sinemanın ya da reklamların bize vermek istediği
"rüya tablosunda" olduğu gibi sürekli mutluluk veren
bir seyir izlemiyor.
Psikologlar,
ilişkilerde yaşanan karşılıklı kalp kırma ve hayal kırıklıklarının
er ya da geç sevgiyi zedelediğini belirtiyorlar.
Modern
yaşamın tuzakları
Bu
özünde geçmişte de böyleydi. Ancak, son 30 yılda ortaya çıkan
yeni faktörlerle klasik çift ilişkilerine daha fazla yük yüklenmiş
oldu. Örneğin artık meslek yaşamlarında başarılı ve kendi
ayakları üzerinde durabilen kadınların sayısı, geçmişle kıyaslanamayacak
ölçüde artmış durumda... Ancak, çocuk dünyaya geldiğinde,
çoğu zaman günlük okullar ve tam günden az çalışma
yerlerinin eksik yapılanmasından dolayı kadınların sahip
oldukları düzen de bozuluyor. Sıklıkla da, erkeklerin eşlerinin
mesleki yaşamda ilerlemelerine karşı geldikleri görülüyor. Bütün
bunların ortaya çıkardığı gerilimler, ilişkiyi zedelemeye
başlıyor.
Halen
birçok evlilik ilişkisinde, bağımsızlık ve erkek kadın arasında
iktidar için oynanan yıkıcı oyun devam ediyor. Çocukları
olmasına rağmen, mesleki yaşama devam eden çiftlerde dahi
zamanla kriz yaşanmaya başlıyor. Günlük yaşamın zor
organize edilmesi, çocukları sürekli bir yerden bir yere götürmek,
çocuklara o gün kimin bakacağı gibi sorunlar ilişkiyi oldukça
fazla zorluyor.
Psikologlar,
çiftlerin zamanla sadece günlük sorunlar üzerine konuştuklarını
açıklıyorlar. Geçmişten günümüze kadar yaygın bir şekilde
kabul gören "çiftlerin yıllar sonra genelde birbirlerini
daha iyi anladıkları" fikrinin doğru olmadığını
vurgulayan psikologlar, bunun tam tersinin söz konusu olduğunu söylüyorlar.
Günlük sorunlar, çiftleri çıkışı olmayan bir kısır döngü
içerisinde hareket etmeye mahkum ediyor.
Uzun ömürlü ilişkiler için "6 nokta programı"
Bu
gelişmelerden her çift payını alıyor ve er ya da geç kriz yaşıyor.
İşte bu noktada çiftlerin ortak bir gelecekleri olup olmadığı
ortaya çıkıyor. Bu dönüm noktasına gelmek yılları alıyor.
Zürih Sosyal Çalışmalar Yüksek Okulu’nda çalışan
Christiane Ryffel ve meslektaşı Birgit Dechmann, ilişkilerin
altı aşamalı bir seyir takip ettiği kanısını paylaşıyorlar
ve bunları şöyle özetliyorlar:
Aşık
olma süreci: Her şey tozpembe, aşık olunan kişi idealleştiriliyor
ve her şey yolunda gidiyor.
Şaşkınlık
süreci: Aşık olma döneminin sona ermesinin ardından, eşler
daha farklı bir şekilde görülmeye başlanıyor. Önceden
"güzel" bulunan ufak tefek hatalar rahatsız etmeye başlıyor
ve o insanın belki de ilk tanıdığı insana pek benzemediğinin
farkına varılıyor.
İlk
kriz süreci: Çok güzel bir dünya görünümünü korumak artık mümkün
olmuyor. Çiftler arasındaki farklılıklar gün ışığına çıkmaya
başlıyor. Bu güvensizlik ve tatminsizlik durumunun yarattığı
içsel gerilim, çoğu kez kavga şeklinde su yüzüne çıkıyor.
Bazı çiftler bu noktada ayrılıyorlar, diğerleri bu krizi
atlatmaya çalışarak bir diğer sürece doğru ilerliyorlar.
Gönüllerin
kırıldığı süreç: Çift, krizin nedenlerini anlamaya çalışıyor.
İlişkileri üzerine düşünmeye başlıyor, konuyla ilgili
kitaplar okuyor ve arkadaşlarıyla konuşuyorlar. Birbirlerine
yeniden aşık olmanın mümkün olduğunu düşünüyor ve hatta
bunu hissedebiliyorlarsa da, sonuç olarak çoğu kez bunun artık
imkansız olduğunu görüyorlar.
Boşluk
hissetme süreci: Verilen tüm çabalara rağmen ilişkide bir türlü
olumlu gelişmeler kaydedilmiyor. Sevginin gücüne olan inanç,
yerini depresyona bırakıyor. Bu aşamaya gelen çiftler boşanma
ya da ayrılma kararı alıyorlar.
Yeni
konseptler süreci: Her kim bu aşamaya kadar geldiyse, hem ilişkisinde
hem de kişisel yaşantısında değişiklikler yapmak zorunluluğunu
görüyor ve bunu yapıyor. Burada çiftler aralarındaki iletişim
şekli, yakınlık ve uzaklığın yanı sıra sevgi üzerine gelişen
fikirlerin de yeniden tanımlanması söz konusu. Psikologlar, bu
son adımı terapistlerin danışmanlığına başvurarak ya da
kendi başlarını atan çiftlerin çok önemli şeyler öğrendiğinin
altını çiziyorlar ve şöyle devam ediyorlar: "Krizler
atlatılabilir, ancak bu, çok zorlu bir yol. Bunun mükafatı
ise, yeni bir başlangıçtır."
Uzman yardımı almanın önünde duran engeller
Psikologlar,
kadın ve erkek arasındaki günlük ilişkilerin ortaya çıkardığı
sorunların bir çözümünün olmadığının göz önünde
bulundurulması gerektiğinin önemine dikkat çekiyorlar. Çiftler
arasındaki ufak ya da büyük anlaşmazsızlıkların gayet doğal
olduğunu açıklayan uzmanlar, krizden krize çok şey öğrenildiğini
ve çiftlerin tekrarlanan kriz durumlarında daha yapıcı olmaya
çalıştıklarını dile getiriyorlar.
Uzmanlar,
çoğu zaman çiftlerin birbirleriyle konuşmaları gibi şaşırtıcı
ölçüdeki basit reçetelerle krizin atlatılabileceği konusunda
birleşiyorlar. Ancak, kadın ve erkek arasında basit gibi görünen
"sadece konuşmak gerekir" reçetesini uygulamak her
zaman pek mümkün olmuyor. Bilhassa çiftler kavga ettiklerinde
ve bir diğerinin sadece bir sözü dahi yanlış anlaşılıyorsa...
Bir krizi atlatmak için doğru zamanı bulmak kolay olmasa
gerek...
Psikologlar
kriz zamanlarında, zor da olsa her şeyi yeniden düşünmek
gerektiği ve bir uzmana danışmadan önce ilişkinin tamir
edilemeyecek şekilde zedelenmemesine önem verilmesi gerektiği
tavsiyesinde bulunuyorlar. Diğer yaşam alanlarında, örneğin
sağlık sorunlarında doktor tavsiyesine başvurulduğunu,
hukuksal sorunlarda ise bir avukata gidildiğini söyleyen
psikologlar, "aile huzurunun tehlikede olduğu durumlarda ise
kendilerine başvurulmasının olağan bir hadise olduğunun
unutulmaması gerekir" diyorlar.
Ancak,
kriz zamanlarında uzman yardımına ve desteğine başvuran çiftlerin
sayısının fazla olmadığı da bir gerçek. Çiftler böyle bir
girişimin yararlarına inansalar da, bu adımı kolaylıkla atamıyorlar.
Zira psikologa gitmenin, ideal bir kadın erkek ilişkisi için
kendilerini yeterli bulmadıklarını kabul etmek anlamına geldiğini
düşünüyorlar ve çoğu kez bunu bir utanç duygusu şeklinde
yaşıyorlar.
|