|
“Ailevi soruna” sert müdahale
Türkiye kökenli iki göçmen sınır dışı
St. Gallen Kantonu’nda yaşayan Türkiye kökenli
bir kadının ihbarı üzerine polisin harekete geçmesiyle başlayan
gelişmeler, İsviçre kamuoyunun gündemine oturdu. Yetkililere,
“iradesi dışında evlendirildiği erkeği eş olarak kabul etmemesi
üzerine ölümle tehdit edildiğini” ifade eden genç kadının İsviçre’de
oturum izni sahibi eşi ve kendi babasına, yabancılarla ilgili yasal düzenlemelere
dayanılarak “sınır dışı edilme” ve “İsviçre’ye beş ile
on yıl arasında giriş yasağı” cezası verildi.
snc/ Sevim Civil/ Mayıs 2006
Aynı aile çevresinden İsviçre’de oturum
sahibi iki Türkiye kökenli göçmenin ülkeye giriş yasağı cezasıyla
derhal sınır dışı edilmesi ile ilgili duyumlar üzerine
hareketlenen gazetecilerin yoğun bilgi alma isteği üzerine, St.
Gallen Kanton Polisi çareyi basın açıklaması yoluyla kamuoyuna
duyurmakta buluyor. Göçmenlere karşı alınan benzeri kararlardaki alışıldık
“Yetkimiz yok, açıklama yapamayız” yolundan gidilmiyor, kesin bir
dille “Evet, böyle yaptık” deniliyor ve uygulama kesin bir dille
savunuluyor.
Kanton Polisi’nin verdiği bilgiye göre, biri
“C oturumlu” 46 yaşında ve diğeri “B oturumlu” 25 yaşındaki
iki Türk hakkında “acilen sınır dışı edilme” kararı alınıyor.
Polis, kararın, yine Türkiye kökenli bir göçmen kadının ihbarı
üzerine başlatılan soruşturma sonucunda verildiği bilgisini
veriyor.
Kanton Savcılığı ile St. Gallen’de “Yabancılar
Polisi” yetkisini kullanan “Yabancılar Dairesi” de polis tarafından
verilen bilgiyi doğruluyorlar. Kararın, iç hukukun sivil mahkemelere
verdiği yetki ile değil, yasalarının Yabancılar Polisi’ne verdiği
yetki çerçevesinde alındığı böylelikle açıklık kazanıyor.
Olay nasıl başlıyor?
Kanton Polisi, Yabancılar Dairesi ve Kanton Savcılığı
tarafından verilen bilgilere göre, St. Gallen’de yaşayan Türkiye kökenli
göçmen kadın, can güvenliği kalmadığı gerekçesiyle yardım
talebiyle yetkililere başvuruyor. Hukuki açıdan evli durumda bulunan
kadın, aile baskısıyla evlendirildiği erkeği gerçekten eş olarak
kabul etmediğinden dolayı ölümle tehdit edildiğini söylüyor. Savcılık,
Kanton Polisi ve Yabancılar Dairesi, sonuç olarak aynı hedefe
kilitleniyorlar. Eş ve kadının kendi babası, önce kadına karşı
bulunulan bu tehdidin uygulama şansı bulmaması için derhal gözaltına
alınıyorlar. Soruşturma kısa bir süre daha devam ediyor ve ardından,
istisna sayılacak bir hızla karar da çıkıyor.
Derhal sınır dışı
Eş ve kadının kendi babası hakkında çok sert
kararın özeti şöyle:
Kadının babası, zorla evlendirilme ve sonrasında
kocanın reddi üzerine başlayan ölüm tehditleri iddiasında birinci
derecede sorumlu görülüyor. Babanın sahip olduğu ve İsviçre’de
kolaylıkla iptali mümkün olmayan “C” oturumu derhal geri alınıyor,
sonra ise sınır dışı edilmesine ve İsviçre’ye on yıl süreyle
girişine yasak konulmasına karar veriliyor. Sınır dışı edilmesine
rağmen, daha düşük bir ceza verilen “B” oturumlu eşin İsviçre’ye
giriş yasağı ise beş yıl olarak belirleniyor.
Resmi gerekçe: Namus cinayeti endişesi
Resmi makamlar, aldıkları kararı şöyle gerekçelendiriyorlar:
“Ölüm tehdidi altında yaşadığını iddia
eden kadının ifadelerinin çağrıştırdığı tehlike, yaşanan tecrübelerle
örtüşmekte ve acil önlem gerektirici hale gelmektedir. Bu tür
durumlarda ailenin bunu bir namus cinayetinin gerekçesi haline
getirmesi ihtimal dahilindedir.”
Yetkililer, bu sert kararın alınmasında, sadece
kadının ifadelerinden hareket edilmediğine ve soruşturmanın çok yönlü
derinleştirildiğine de dikkat çekiyorlar. Buna göre, hakkında sınır
dışı kararı verilen eşin Türkiye’deki emniyet sicili, onun şiddete
yatkın bir kişiliğe sahip olduğunu gösteriyor ve söz konusu aile
çevresi namus cinayetini hala savunulacak bir değer olarak görüyor.
“Kullanılmaması, yetkinin olmadığı anlamına
gelmez”
Olayı çeşitli çehreleriyle geniş bir şekilde
konu yapan ve değerlendiren İsviçre medyalarında dikkat çekilen en
önemli noktalardan biri, bu olayda göçmenlerin sınır dışı edilme
uygulamalarına karşı kamuoyunun hiçbir kesiminden bir tepki
gelmemesi oldu. Göçmenlerin sınır dışı edilmesinin söz konusu
olduğu hemen bütün uygulamalarda ortaya çıkan tepkiler, bu olayda gözlemlenmedi
ve yakın geçmiş açısından polis belki de ilk kez bu kadar rahat
davranabildi.
Siyasi gözlemciler, bu durumu şöyle değerlendiriyorlar:
“İsviçre’de, ilgili makamlara yabancılar
polisi yetkisiyle yasal olarak tanınan haklar uygulamada olduğundan çok
daha geniş. Ama yasalar çok eski ve hiçbir makam aşırı durumların
dışında bunları kullanamıyor. Zira toplumsal irade artık bunları
kabul etmiyor. Yetkililer, bu olayda görüldüğü gibi, ancak kimse
tarafından kabul edilemez bir şiddet uygulanması gibi durumlarda,
kamuoyunun tepkilerinden korkmadan yetkilerini kullanabiliyorlar.”
Hukukun üstünlüğü ilkesine uyuldu mu?
Yabancılar polisi yetkisini kullanan daire, kanton
polisi ve savcılığın sınır dışı kararında ortak bir davranış
sergilemelerinin, uygulamayı büyük bir ağırlıkla ve doğrudan
etkileyeceği kabul edilmekle birlikte, yine de bu kurumlarının hiçbirinin
karar noktasında son merci olmaması, bazı soru işaretlerini de gündeme
getiriyor. Zira iç hukukta, yasaların kendisine verdiği yabancılar
polisi yetkisini kullanan dairenin kararlarına itiraz edilme
hakkı bulunuyor.
Gözlemciler, bu durumda da kararın
uygulanabilmesi için, iki olasılık üzerinde duruyorlar:
“Uygulama, haklarında sınır dışı edilme
kararı verilenlerin, buna itiraz etmeyeceklerini yazılı olarak
onaylamış olmaları halinde gerçekleşmiş olabilir. Diğer bir olasılık
ise, son sözü söyleyecek yetkililerin, usulsüzlük olduğunu
bilmelerine rağmen, bunun olası sonuçlarında siyasal risk görmemeleri
ve uygulamaya göz yummuş olmalarıdır.”
Bu durumda, St. Gallen’deki sınır dışı
uygulamalarının üzerindeki sis perdesinin, tarafların belgelere
dayanarak yapacakları açıklamalara kadar varlığını koruması kaçınılmaz
görünüyor.
|