snc, sadece günlük haberle

yetinmiyor, İsviçre'deki

önemli gelişmeleri de mercek

altına alıyor.

snc dosyaları >>>

 

İsviçre'de bu görüntülere giderek daha sık rastlanıyor: "Working Poors kabul edilemez!" (foto: snc)

 

İsviçre'de 750 bin kişiyi doğrudan ilgilendiren bir kavram

"Working Poors": Çalışan yoksullar

“Sabahtan akşama kadar en acımasız koşullarda çalışıyorlar ve buna rağmen sosyal yardıma muhtaçlar...”

“Kim bunlar?” sorusuna ihtiyaç bile yok belki de...

Zira, sorunun cevabını en iyi bilenler arasında önemli bir bölümümüzün bulunduğundan hiç kuşkumuz yok!

Konumuz, İsviçre’de de yaygın olarak İngilizcisiyle adlandırılan “Working Poors”, yani “çalışan fakirler”.

Yüz binlerce insan bu durumda ve ufukta iyileşmeye dair bir belirti yok...

“Working Poors“ ne? Kimlere “çalışan fakir“ deniliyor?

snc: sevim civil

BERN. (snc) İsviçre İstatistik Dairesi’nin verdiği bilgiye göre, geçtiğimiz yıl yaşları 20 ile 59 arasında olan çalışan nüfusun yüzde 7,4’ü yoksulluk sınırının altında kaldı. Bir önceki yıl ise bu oran 6,4 idi. Yoksulların dörtte birinden fazlasının aile üyelerinden iki kişinin tam gün çalışıyor olanlardan oluşması, yüzde yüz çalışanların da yoksulluktan fazlasıyla paylarını aldıklarını gösteriyor. Dört yıl süren nispi düzelmenin ardından durum yeniden kötüye gidiyor.

İstatistikler, 90’lı yılların ilk yarısında belirgin bir şekilde yükselen "Working Poor" kotasının, ikinci yarıda duraklama devri yaşadığını gösteriyor. Hatta, 1999-2002 yılları arasında olumlu gelişmeler de kaydediliyor. Buna karşın 2003’te çalıştıkları halde yoksullaşanların oranının bir önceki yılla kıyaslandığında, yüzde 6,4’ten yüzde 7,4’e çıkarak 231 bin kişiye ulaştığı görülüyor. Daha somut bir ifadeyle, 137 bin evde yaşanan yoksulluk toplam olarak 513 bin yetişkin ve 233 bin çocuğu etkiliyor.

Yoksulluğun çalışmamaktan kaynaklandığı şeklindeki yaygın görüş, çalıştıkları halde yoksulaşanların giderek artmasıyla günlük hayatta giderek terk ediliyor. Zira, böyle düşünenler arasında da, çalıştıkları halde yoksul olduklarını fark edenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Araştırmalar, resmi işsizlik rakamlarının, yoksullaşmayla doğrudan bir ilintisinin olmadığını gösteriyor, zira insanlar çalıştıkları halde yoksul olabiliyorlar.

Her çalışan aynı şekilde yoksullaşmıyor

Tüm çalışanların yüzde 7,4'ü yoksul, ama her çalışan yoksulluk tehdidini aynı şekilde hissetmiyor. Tek başına çocuk yetiştirilenlerde ya da çok çocuklu ailelilerde  yoksulluk oranı çok daha yüksek. Tabii, hangi mesleklerde çalışıldığı da burada oldukça önemli.

Araştırmaların ortaya koyduğu bir başka gerçek de, özellikle AB’ye üye olmayan ülkelerden gelen göçmen nüfusun, yoksulluk riskini, İsviçre yurttaşlarına göre 2,5 kat daha fazla taşıdığı şeklinde...

tarihten bugüne: İsviçre'de Yoksulluk

 

 

Yoksul insanlarla günümüzde de karşılaşıyoruz, ama onları yoksul olarak algılamıyoruz. Onları sosyal vakalar, iş tembelleri, dağ çiftçileri gibi kategorilere sokmasını çok iyi biliyoruz. Fakir insanlar, en düşük ücretler ödenen ve en çok çalışılan sektörlerde ekonomiye katkı sağlamaktalar: Restoranlarda, hastanelerde, inşaat sektöründe küçük işyerlerinde... Birçoğu tehlikeli, ağır işler yaparak sağlıklarını zedeliyorlar ve kalifiye eleman olmadıklarından dolayı iş pazarında fazla bir şansları olmuyor. Malulen emekli olmadan, korunaklı atölyelerde onur kırıcı olarak yaşadıkları ortamın dışında çalışmak onların da isteği... 

İsviçre'de yoksulluk, bugün ortaya çıkan bir olgu değil kuşkusuz... Rudolh Strahm'ın araştırma ve tespitlerini esas alarak, herp birlikte kısa bir zaman yolculuğuna çıkalım istiyoruz.

snc/ sevim civil

18. ve 19. yüzyıl, İsviçre’de yoksulluğa damga vuruyor. 1816/17 yıllarında doğu İsviçre’nin bir çok bölgesinde açlıktan ölenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktu. Appenzell, Glarus ve Toggenburg’da aşırı pahalık ve işsizlik halkın yarısından çoğunu yoksulluğa sürüklemişti. Bazı sosyal yardımlara rağmen 1817 yılında önceki yıllara göre iki misli insan ölmüştü. Evlerde parça başı çalışanlar, çocuklar ve ihtiyarlar başta olmak üzere pek çok insan kabakulak, tifüs ve çiçek gibi hastalıklara kurban gitmişti.

TOPLU YOKSULLUK

1816/17 yıllarında yaşanan yoksulluk tarihe özel bir önemle geçse de, fakirlik çizgisi onu takip eden yıllarda da hep bir yükselme kaydetti. İnsanların giderek daha fazla bir bölümü birikimsiz, topraksız hale geliyor ve çalışarak kazandıkları para ise yaşam için yeterli olmuyordu. İsviçre’nin geniş bir bölümünü kapsayan toplu fakirlik artık varlıklı olanları da huzursuz etmeye başlamıştı. Bu da devlet ve kilise adamlarının fakirlik sorunu üzerine daha fazla düşünmelerini zorunlu kılmıştı. Liberal ve aydın çevrelerce, yoksulluğu kader sayarak kabul etmemek, insanların bu konuda kendi sorumluluklarını yüklenerek mücadele etmeleri ve aynı zamanda devletin de yoksulluğa karşı çözüm bulması gerektiği savunulmaya başlanmıştı.

1840 ve 1860 yılları, toplu yoksulluğun zirve noktası olmuştu. Yoksulluktan en fazla etkilenen tarım bölgeleri Luzern, Bern ve Vaud idi. Bern’de yoksulluk 1846 yılında yüzde 8.5'ten, 1855 yılında yüzde 13’e yükselmişti. Aynı zamanda endüstrileşmiş Zürih şehrinde yoksulluk oranları yüzde üç ile yüzde beş arasındaydı. 1850 yılında İsviçrelilerin toplam yüzde onu sosyal yardım almaktaydı. Bu yıllarda binlerce insan İsviçre’yi terk ederek yurtdışına gidiyorlardı. Çoğunluk, ekmek paralarını kazanmak için Amerika’yı seçmekteydi. 1841 ve 1860 yılları arasında sadece Kanton Argau’dan on ikibin insan Amerika’ya göçmüştü. Günümüzde bu insanlara ekonomi göçmenleri deniliyor.

NİÇİN ÇOK SAYIDA İNSAN FAKİRLEŞTİ?

Nüfus artışı yükselen yoksulluğun ana nedeni. Bugün üçüncü dünya ülkelerinde görüldüğü gibi, iş imkanları giderek fazlalaşan nüfus artışına ayak uyduramıyordu.

Yoksul insanlarla günümüzde de karşılaşıyoruz, ama onları yoksul olarak algılamıyoruz. Onları sosyal vakalar, iş tembelleri, dağ çiftçileri gibi kategorilere sokmasını çok iyi biliyoruz. Fakir insanlar, en düşük ücretler ödenen ve en çok çalışılan sektörlerde ekonomiye katkı sağlamaktalar: Restoranlarda, hastanelerde, inşaat sektöründe küçük işyerlerinde... Birçoğu tehlikeli, ağır işler yaparak sağlıklarını zedeliyorlar ve kalifiye eleman olmadıklarından dolayı iş pazarında fazla bir şansları olmuyor. Malulen emekli olmadan, korunaklı atölyelerde onur kırıcı olarak yaşadıkları ortamın dışında çalışmak onların da isteği...

Bizde en azından kimse aç kalmıyor deniliyor. Bazıları İsviçre’de yoksulluk yaşandığını kabul bile etmek istemiyorlar. Fakirlik otuzlu yıllarda vardı, bugün ise üçüncü dünya ülkelerinde yoksulluk yaşanıyor. İsviçre’de fakirlik göreceli olarak ele alınıyor. Yani fakir insanlar orta hallilere göre daha az varlıklı, ama isteklerini azaltarak, aldıkları parayla geçinebilirler. Her kim günümüzde yoksulsa kendi hatası deniliyor.

Gerçeği ise yaklaşık 750 bin yoksul insan oluşturuyor. Ancak çoğu fakirlikten dolayı utanç duydukları için durumlarını saklama ihtiyacını duyuyorlar ve yoksul sınıfına girenleri çoğu dağınık bölgelerde bulunduklarından dolayı, fazla göze batmamaktalar. Ve en nihayet, bu sosyal istatistikleri aydınlatma konusunda politik istek yok.

YOKSULLAR NİÇİN YOKSUL?

Çoğu durumda olumsuz faktörler birikiyor. Çok çocuklu ya da babasız bir aileden gelmek, yatılı okullarda küçük yaşlarda çalışma zorunluluğu ve bir meslek yapamamak, sağlık durumlarındaki erken bozulma ve yeterli sigortalı olmamak fakirliğe itilmede etken oluyor.

İşyerlerindeki baskı giderek çoğalmakta. Sadece tam kapasite olarak değerlendirilenlere şans tanınmakta. Bundan dolayı az güç verebilen, çocuklarını yalnız yetiştiren anneler ve özürlüler iş pazarında dikkate alınmıyorlar. Meslek tecrübeleri doğal olarak az olan ve tam güç sarf etmeyen gençlerin başvuruları ise arka plana itiliyor.

İş pazarında görülen sertleşmenin yanı sıra sosyal güvenlik ağında da büyük delikler var. Bu da insanları, asgari geçim şartlarının altında yaşamaya sürüklüyor. İşsizlik kurumu, bir süre sonra işsizlik parasını kesiyor ve vergi ödeyemeyecek kadar düşük kazançlılar sosyal yardıma başvuruyor, ama yasal bir hakka sahip değiller.

KÖKLÜ DÜŞÜNCE DEĞİŞİKLİĞİ

İsviçre ve diğer zengin ülkelerdeki fakirlik, sadece sosyal teknik düzeltmelerle atlatılamaz. Köklü bir düşünce değişikliği olmalı ki, bununla yoksul komşularla olan ilişkilerde, öğrenim ve sosyal yardımlara bakışlarda, aynı zamanda Anayasa tarafından da ekonomik ve sosyo-politik yeni düzenlemeler talep edilebilmeli. Yeni düşünce demek, kendileri hatalı tezinden dönmek, gizli kalan fakirliği aydınlatmak, birlikte suçlu olma duygusunu bastırmak yerine bu olguyla mücadele etmektir. Yoksul insanları onurlarıyla kabul etmek ve onların dik durmalarına katkıda bulunmak gerekiyor. Onları sosyal yardım vakası olarak görmemek ve nasihat verme lütfunda bulunmamak gerekiyor. Bunu istemek, her insanın onurlu bir yaşama sahip olma hakkıyla açıklanabilir. Onurlu yaşamak, İsviçre’de yaşayan İsviçrelilerin, ister oturumlu, ister kaçak mevsimlik işçi olsunlar göçmenlerin, herkesin hakkı...

YOKSULLUKTAN EN ÇOK  ETKİLENEN GRUP: KADINLAR

Kadınlar ve erkekler arasında ayrımcılık yasalarca yasaklandığı halde, ortalama olarak kadınların gelirleri en alt düzeyi gösteriyor, kadınların yoksul kalma rizikosu daha fazla. Eğitim şanslarının eşitliğine rağmen kadınlar daha az kalifiye eleman olabiliyorlar, kadın işleri daha çabuk kaldırılıyor, kadınlarda korunaksız tam gün olmayan işlerde çalışma fazla, sos-yal sigortalarda daha kötü durumdalar ve çocuk bakımı çoğu zaman onlara bırakılıyor. Her ne kadar yasalar önünde kadın ve erkek eşitliği geçerli gibi görünse de, pratikte durum hiç de öyle olmuyor. Kadınların hakları olan sosyal asgari geçim sınırının garanti altına alınması ve sosyal eşitlik doğrultusunda mücadele verilmesi gerekmekte.

HAKSIZLIK

Bu ülkede varlık dağıtımında büyük bir eşitsizlik var:

Vergi mükellefi halkın yüzde dördü bir milyon frankın üzerinde mal varlığına sahipken, aynı kategorideki nüfusun yüzde 60'ının birikimi 50 bin frankın altında. Halkın yüzde 30'unun ise kayda değer hiçbir mal varlığı bulunmuyor.