Dr.
Yılmaz’ın, İzlemeyi ve anlamayı kolaylaştıran anlatım
tarzı
Dr.
Tarık Yılmaz, ilgiyle izlenen konuşmasında konuyu, somut bir
mekanda ve yaşanan somut sorunlarla sınırlamayı tercih etti.
Yani, aile içi kültür çatışması konusunu göçmenlik koşullarıyla
bağlı olarak ele aldı. Yaşadığımız günlük sorunlarla ve
gerçek örneklerle sürekli olarak bağlantılar kurdu. Bu yöntem,
dinleyicilerin konuyu rahatça izleyebilmelerini de, sorunların
çözüm yollarıyla ilgili düşünce geliştirebilmelerini de
kolaylaştırdı.
Dr.
Yılmaz, konuşmasına, bir pazar günü bir seminerde bu kadar kişinin
bir araya gelmesinin, konuya duyulan ilginin ve çözüm arayışının
göstergesi olduğunu söyleyerek başladı.
İdeal
bir aileyi, sadece romanlarda ve filmlerde bulmak mümkün
”İdeal
bir aile, yani her şeyin iyi gittiği, insanların sorunsuz, son
derece iyi bir şekilde, hiçbir sıkıntı yaşamadan geçindikleri
aile, sadece romanlarda ya da filmlerde var. Aile içerisinde bir
takım sıkıntılar ve huzursuzluklar olabilir. Bunlar hatta
faydalı olabilir, aile bireylerinde olumlu etkiler yaratabilir.
Çünkü fikir ayrılıkları her zaman kötü değildir. Karşımızdakinden
bir şeyler öğrenebiliriz, karşımızdakinin gerçeğini daha
iyi anlayabiliriz. Çatışmasız bir aile düşünmek mümkün değil,
gerçek hayatta öyle bir aile yok.”
Dr.
Yılmaz, bu genel değerlendirmeyle konuya girdi. Aile içi anlaşmazlıkların
olağan yönüne dikkat çekti.
Dr.
Tarık Yılmaz, konuşmasına şöyle devam etti:
”Biz
burada, normal aile içi sıkıntıların dışında çok özel
bir durumdayız. Neden özel bir durumdayız? Çünkü göç bu özel
durumu yaratıyor. Düşünün ki, birinci kuşakla ikinci kuşak
arasında, Türkiye’de olsa belki bir kuşak fark olacaktı,
burada daha çok fark var. Neden daha çok fark var? Çünkü
ikinci kuşak, Türkiye’de yaşayacak olsaydık eğer, bizden
bir adım ilerde, biraz daha iyi şartlarda yaşayacak olacaktı
belki de. Ama, ikinci kuşak burada, İsviçre'deki bir ortam içerisinde
yaşıyor, İsviçre okullarında okuyor ve çok farklı özel bir
konumda yaşıyor. Burada yaşayan göçmenlerin özel bir durumu
var. Türkiye’deki ailelerle de karşılaştırılması güç
olan yanları var.”
Dr.
Yılmaz, bu sözleriyle, özel bir durumla karşı karşıya olduğumuzun
altını özenle çizdi ve göç koşullarının yarattığı özel
sıkıntıları şu şekilde dile getirdi:
Ortalama
bilgilerimizle çözümlenemeyen sorun
”Her
özel durum özel önlemleri gerektirir, özel ilgiyi, özel düşünmeyi
gerektirir. Çünkü bizim ortalama bilgilerimiz normal yaşantı
içindir. Özel bir durum karşımıza çıktığı zaman buna özel
bir ilgi göstermek durumundayız. Gençlerle anne babalar arasındaki
farkı belki ortaya koymak için bir örnek verebiliriz. Birinci
kuşakla ikinci kuşak arasında ortalama yirmi yaş fark vardır.
Birinci kuşak aynı yaşları bundan yirmi yıl önce ve Türkiye’de
yaşamış. Gençler o aynı yaşı anne ve babalarından yirmi yıl
sonra ve İsviçre’de yaşıyorlar. Bunun getirdiği bir takım
problemler var. Şunu aklımızdan çıkarmamamız lazım: Gençler,
ikinci kuşak olarak, olduğu gibi kabul edilmeyen tek kuşak
belki de.”
Gençlerin
oldukları gibi kabul edilememelerinin nedenleri
Dr.
Tarık Yılmaz, gençlerin, oldukları gibi kabul edilmemelerinin
nedenlerini ise şöyle açıkladı:
”Çünkü
ikinci kuşak, ne bir Türk kültürü, ne de İsviçre kültürüyle
yetişiyor, ikisinin karışımıyla yetişiyor. Farklı yaşantı
alanlarında farklı kültürle yetişiyor. İkinci kuşağı ne
biz bu ikisinin karışımı olarak kabul ediyoruz, ne de İsviçreliler...
Buradaki birinci kuşak, onları, Türkiye’de yetişmiş
insanlar gibi görmek istiyor, İsviçreliler ise onları İsviçreli
gibi görmek istiyorlar. Ama birinci kuşağa diyor ki, işte
yabancı, göçmen buraya yerleşmiş, bir şekilde onu daha fazla
kabul ediyor. İkinci kuşak ise arada kalmış bir kuşak ve olduğu
gibi kabul edilemeyen bir kuşak."
Bu
kuşak bizden özel bir ilgi ve anlayış bekliyor
"Kuşaklar
arasındaki çatışmaların bir sebebi bu kültür karmaşası.
Yani bizler bu birinci kuşağın bakış açısından baktığımızda,
bizler onlardan bizim değerlerimize, geleneklerimize ve
adetlerimize uymalarını bekliyoruz. Fakat ben bize danışmaya
gelenlere sorduğumda, tanıdığım insanlardan duyduklarıma
bildiklerime göre, genellikle herkes ikinci kuşaktan olan çocukları
için İsviçre’de yaşayacaklar diyor. Çünkü Türkiye’ye dönmeleri
gerçekten çok zor, burada başarılı olsunlar istiyoruz, okula
gitsin eğitimlerini yapsın bir meslek öğrensin veya üniversiteye
gitsin istiyoruz. Bunları istiyoruz, öte yandan da beklediğimiz
şey, bizim kültürümüze, geleneklerimize uyum sağlamaları.”
Gelenek
ve göreneklerin uyuşmazlıklardaki rolü
Dr.
Tarık Yılmaz, gelenek ve göreneklerimizin uyuşmazlıklardaki
rolü üzerine de şunları anlattı:
”Bir
çatışma halinde, yani gençlerin yaşama tarzıyla bizim
beklentilerimiz arasındaki çatışma halinde, o zaman birinci kuşak
daha ziyade gelenek ve değerlerden yana ağırlık koyuyor. Diyor
ki, evdeki kural neyse ona uyacaksın Bu tabii diğer çatışmaları
artıran, doğuran bir şey.
Çatışmaların
kökenlerinden bir tanesi beklentilerin farklı olması. Bizim
ikinci kuşağın kendi değerlerimize uymasını beklememiz. İkincisi
de, karşımıza hep çıkan değerler, gelenekler, görenekler
meselesi. Biz, birinci kuşağın, ailede gördüğü veya bizim
değerlerimiz diye kabul ettiği noktalar var. Bunlar öyle kabul
ediliyor ve bunlara ikinci kuşağın, yani evdeki çocukların da
uyması bekleniyor. Buna çocuklar uymadığı zaman evde sıkıntı
oluyor.”
Çatışmaları
nasıl engelleyebiliriz?
Dr.
Tarık Yılmaz, bu noktada dinleyicileri sorunla ilgili muhakeme
yapmaya davet eden bir tarz benimseyerek şöyle devam etti:
”Düşünelim,
o temel noktalardan bir tanesi değer yargıları... Geleneklere
ne kadar uymak lazım? Çatışmaları nasıl önleyebiliriz?
Birinci
kuşak biraz daha taviz versin. Ama, bu, genellikle bir endişeyi
ortaya çıkıyor. Mesela baba evdeki otoriteyi kaybedeceğinden,
kontrolü kaybedeceğinden endişeleniyor. Gidecek uyuşturucuya
alışacak, kötü arkadaşlar edinecek diyor. Evdeki kurallara
uyması lazım ve tam olarak uyması lazım diyor.”
Gençlerin
açmazları
Dr.
Tarık Yılmaz gençlerin açmazlarıyla ilgili olarak ise şunları
söyledi:
”Öte
yandan gençler açısından bakıldığında, kendisinden başarı
bekleniyor, okulunu veya mesleğini iyi yapması bekleniyor. İsviçreliler
gibi başarılı olmalarını istiyoruz, ama öte yandan da onlar
gibi davranmaya başlandığında karşılarına tanımadıkları
ve bilmedikleri ve anlayamadıkları bir takım gelenekler,
kurallar çıkarıyoruz. Çünkü düşünün ki, ikinci nesil
kuralları annesinden babasından görüyor, yani bir öncesi yok
onun. Türkiye’deki ikinci nesil arkadaşlarından, okulundan, eğitiminden
o değerleri alıyor ve fazla çatışma çıkmıyor. Burada aile
dışındaki ortamda o değerler yok. O zaman bir karışıklık
oluyor gençler içerisinde. Bir yandan başarılı olmaları, İsviçreli
gibi olmaları bekleniyor, öte yandan da onlar gibi davranmaları
istenmiyor.”
Değerler
ve gelenekler, iyi şeyler mi, kötü şeyler mi?
Dr.
Tarık Yılmaz, bu durumun anlaşmazlıkları şiddetlendirdiğini
vurgulayarak şöyle konuştu:
”Bu
değerler dediğimiz, gelenekler dediğimiz şeyler nereden ortaya
çıkıyor? Bunlar iyi şeyler mi? Yoksa kötü şeyler mi? Değerler
dendiği zaman, gelenekler dendiği zaman hep iyi şeyler, doğru
şeyler aklımıza geliyor. Ama bunların kökenine bakmakta da
fayda var. Çünkü biz birinci kuşaktan esneklik beklerken,
muhakkak o değerlerden de biraz taviz vermelerini bekliyoruz. Ama
birinci kuşağın inandığı,doğru olarak kabul ettiği şeyden
taviz vermesi de çok zor. Taviz verilmedikçe de o çatışmalardan
bir ilerleme kayıt edilemiyor. Aksine, çatışmalar büyüyor ve
hatta şiddette de dönüşebiliyor.”
Doğru
yöntem: Gelenek ve göreneklerin faydalı mı, faydasız mı olduğu...
Geleneklerin
ve göreneklerin faydalı ya da faydasız olabileceğine dikkat çeken
Dr. Tarık Yılmaz, bu konuda çok ilginç bir de örnek verdi:
”Zamanında
Basel’de de yaşamış Friedrich Nieztsche adında Alman bir
felsefeci var. Diyor ki: İnsanlık tarihinde, önceleri faydalıyla,
faydasız vardı. Bir şey yapıldığında o faydalıysa ona iyi
dendi. Faydalı değilse ona kötü dendi. Zamanla faydalıyla,
faydasız unutuldu. Bir şey iyi veya kötü olarak kaldı. Ondan
sonra ahlak değerleri, gelenek ve görenekler ortaya çıktı.”
Değer
yargılarının sorgulanması
Aile
İçi Kültür Çatışması konulu seminerin en ilgi çekici
noktalarından birisi değer yargılarının sorgulanmasıydı.
Dr. Tarık Yılmaz, bu konuda özetle şu saptamayı yaptı:
”Değerler
söz konusu olduğunda, bizim için iyiler, doğrular ve yanlışlar
var. Ama faydalı veya faydasız olarak görmüyoruz o değerleri.
Bir gelenek bir yerde çok faydalı olabilir, bir yerde faydasız
hatta zararlı olabilir.”
Sonuç
Dr.
Tarık Yılmaz, son olarak tarafların birbirlerini anlamak için
çaba göstermelerinin, esnek davranmalarının ve hoşgörüyü
elden bırakmamalarının önemine dikkat çekti. Çözüm yollarının
önünü açmak için, öncelikle iletişim kanallarının
kapanmamasının gereğini vurguladı.
***
Seminerden
sonra, redaksiyonda konuşmayı değerlendirirken ortak kanımız
şuydu:
Dr.
Tarık Yılmaz’ı dinlemek bir zevk... Bilimin sağlam mantığının
bir insan sıcaklığıyla bileşimini görmek ne güzel...