snc:
Öncelikle
kurumunuzu tanıyarak söyleşimize başlamak isteriz...
Dr.
Peter Gutzwiller: "Okul Psikolojisi Hizmetleri",
1927 yılından bu yana varlığını sürdürüyor. O tarihte
okullarla ilgili yasa yeniden gözden geçirildi ve bildiğimiz adıyla
"Okul Sağlık Hizmetleri" kuruldu. "Okul Sağlık
Hizmetleri", öğrencilerin sağlığıyla ilgilenen tıp
doktorlarından oluşuyordu. Tarihi gelişimine kısaca göz
atacak olursak, o zamanlar okullardaki tıp doktorlarının
psikolog olarak da görev yaptıkları hemen dikkatimizi çeker.
Çünkü o zamanlar psikoloji henüz yoktu. Psikoloji; felsefe,
antropoloji ve pedagojiden doğdu. Bugün tanıdığımız anlamıyla
psikoloji, esasen İsviçre’deki üniversitelerde ilk olarak
1970 yılından bu yana faaliyet göstermeye başladı.
"Okul
Psikolojisi Hizmetleri", otuz yıl boyunca sadece bir kişi
tarafından ek bir iş olarak sürdürüldü. İlginç olan şu
ki, bu kişi üniversitede antropoloji profesörüydü, ama aynı
zamanda büyükbaş hayvan tüccarıydı ve inek ticareti yapıyordu.
Baselland’dan geldi ve okul psikologu oldu. Arşivimizde hala
ondan kalma, posta kartı büyüklüğünde dosyalar var. Onun bir
problemi on beş dakikada çözebildiğini söylerler. Ayrıca
onun hakkında bir de anekdot var: Onunla birlikte bir torba tuz
yemeden bir insan hakkında konuşulmazmış. Eskiden bir torba
tuz satın alıp da, her gün çorbaya bir tutam atıldığında,
torbadaki tuzun bitmesi için sayısız gün geçmesi gerekirdi.
Bunun elbette etik bir boyutu var; biri hakkında bir şey
söylemek istiyorsak dikkatli olmak zorundayız. İnsanları bir
parça anlayabilmek için, uzun süre onlarla birlikte olmak
gerekiyor.
Üniversitelerdeki
gelişmelerle birlikte çalışanların sayısı da değişti.
Bugün 24 kişiyiz.
Kaç
kişiye danışmanlık yapıyorsunuz?
Basel’de
öğrencilerin sayısı yaklaşık 17.000, ebeveynlerinin sayısı
34.000 ve sayısız eğitim elemanı var. Danışmanlık yaptığımız
çevre bu.
Çalışmalarınız
hakkında bizi aydınlatmanızı rica etsek...
Biz
psikolojik destek veriyoruz. Yani, herhangi biri, bir sorundan yakındığında
buraya gelebilir. Önce, sorunu birlikte gözden geçiriyoruz,
sonra da oluşturduğumuz yöntem ve stratejilerle yardımcı
olmaya çalışıyoruz.
Tam
olarak kimlerle çalışıyorsunuz?
Esas
olarak çocuklar ve gençlerden çok yetişkinlerle çalışıyoruz.
Sadece çocuğu değil, aileyi tanımak istiyoruz. Eski okul
sistemi "dualistik" prensibe dayanıyordu (Descartes);
yani tez, antitez ve sentez. Biz bunun aksini istiyoruz; tüm katılımcıların
masada bulunması gerekiyor.
Bununla
ilgili bir örnek sunabilir misiniz?
Bir
çocuk okulda problemleri olduğu gerekçesiyle gönderildiğinde,
bunlar genellikle derslerde başarısızlık veya davranış
bozuklukları oluyor. Öncelikle öğrencinin asıl sorununu
tespit ediyoruz. Bunu yalnızca aile, okul ve sınıf bağlamlarından
oluşan bir bütünlük içinde anlayabiliriz. Birlikte çözüm
aramak zorundayız. Sıklıkla bu bir okul değil, aile problemi.
Ya da eğitimciler, ebeveynler ve öğrenciler arasında çatışmalar
var.
Siz
psikolog musunuz?
Ben
bir psikologum. Bizde çocuk ve genç psikologları çalışıyor.
Tümü psikoloji eğitimi görmüş, çocuk ve gençlik
psikolojisi, psikoterapi, özellikle de aile terapisi konusunda ek
olarak uzmanlık eğitimi almış kişiler. Ben idari işleri
yürütüyor, aileler, gruplar, öğrenciler, sınıflarla çalışıyorum
ve aynı zamanda üniversitede klinik psikoloji üzerine ders
veriyorum.
Size
tam olarak ne zaman başvuruluyor?
Genellikle
okulda semptomlar var. Semptomlar çoğunlukla sınıflarda başarı
zorluklarına ve davranış bozukluklarına neden oluyor. Ardından
eğitmenler ailelerle konuşuyor ve bize başvurmalarını tavsiye
ediyorlar. Bizden bir şeyler bekleyen çok sayıda ebeveyn de
var. Bu ailelerde çocuklarla okulla ilişkili spesifik problemler
var. Bize geliyorlar ve sorunlara birlikte çözüm aramayı talep
ediyorlar. Kendiliğinden gelen sayısız çocuk ve genç de var.
Bunların aileleri, öğretmenleri ya da okul arkadaşlarıyla
sorunları var. Çoğunlukla ailelerinin veya öğretmenlerinin
bunu bilmesini istemiyorlar. Bu pek kolay değil. Çünkü er ya
da geç sorunla ilgili olanların tümünün aynı masada oturması
gerekiyor. Diğer katılımcılara da ihtiyaç olduğunu
görebilecekleri şekilde çalışıyoruz.
Anonimlik
korunuyor mu?
Evet.
Çocuklar için ailelerinin izni gerekiyor. Yetişkin öğrencilerde
ise bu sorun ortadan kalkıyor. Mesleki gizlilik kurallarına
uygun çalışıyor ve yalnızca ilgili kişinin izniyle daha
fazlasını verebiliyoruz. Aksi halde söz konusu değil.
Öğrenme
sorunları ve davranış bozukluklarının yanı sıra başka
problemler de var. Şiddet ve saldırganlık potansiyeli, çeşitli
biçimleriyle sık sık karşımıza çıkıyor. Dışa karşı
saldırganlık genellikle umutsuzdur, polis müdahalesiyle
sonuçlanır. İçe yönelik saldırganlık ise kişilerin
intihara kalkışmalarına ya da hastalanmalarına neden olabilir.
Pek çok durumda psikosomatik hastalıklar söz konusudur. Bunlar
genellikle kendilerini baş ağrısı, karın ağrısı vb. şeklinde
gösterirler ve bedensel olarak bir hastalığa rastlanmaz. Uyku
sorunu olan pek çok çocuk vardır; gençlerde ise
"Bulimia", "Anoreksiya" ve
"Atipositas" gibi beslenme sorunları yaygındır. Şiddetin
pek çok biçimi vardır. Öğrencilerin diğer öğrenciler, öğretmenler
ya da ebeveynler tarafından küçük düşürülmesi gibi. Tabii
aksi durum da söz konusu olabilir.
Klasik
anlamda karşılaştığımız pek az aile var. Aile yapısı
günümüzde farklılaşmış durumda ve oldukça karmaşık...
Tabii, bu da çalışmalarımızı zorlaştırıyor.
Göçmen
ailelerde durum nasıl?
İlgilendiğimiz
kişilerin hemen hemen yarısı yabancı ve
pek çok kültürle karşı karşıyayız. Yalnızca dille
değil, kültürel bir problemle de uğraşmak durumundayız. 15 yıl
önce Türk bir psikologla çalışmıştık. Bu kişi kesinlikle
duruma psikolojik açıdan değil farklı bir açıdan yaklaştı,
insanlarla konuşmayı denedi. Aile reisine nasıl olması gerektiğini
anlatmaya çalıştı. Göçmenlik sorununun özellikle zor olduğunu
düşünüyorum, çünkü çocuklar aile içinde geleneklere göre
yetiştiriliyor, okulda ise Basel sistemiyle. Bunlar birbirine
uymayan iki ayrı kültür. Bu çocuklar her iki kültüre göre
hareket etmek zorunda kaldıklarından muazzam bir çaba
göstermek zorunda kalıyorlar. Sonuç olarak ortaya çatışmalar
çıkabiliyor.
Genellikle
bunlar psikolojik sorgulamalar değil, aksine burada söz konusu
olan psikolojinin nasıl işlemesi gerektiğini insanlara
anlatabilmek. Bu bir aydınlatma çalışması.
Yabancı
dil konuşan psikologlarınız da var mı?
Evet.
Türkçe, İspanyolca, Fransızca, İngilizce ve Portekizce konuşan
psikologlarımız var. Gereken durumlarda onlardan yararlanıyoruz.
İsviçre’de okumuş yabancı psikologlar da var ve kendi ana
dillerini konuşuyorlar, onlardan da yardım alıyoruz.
Bazen
sert bir biçimde müdahale etmeniz gereken durumlar oluyor mu?
Bir
çocuk ya da genç tehlikede olduğunda yapılacak ilk iş,
okulun, çocuk ve gençlik koruma bölümüyle temasa geçmesi.
Okul bir tehlike bildiriminde bulunabilir. Biz onlara destek
verebiliriz, fakat esasen sorunu yaşayanlarla çalışmak
isteriz, bu yüzden sadece nadir olarak tehlike bildiriminde
bulunuyoruz.
Çalışmamız
gönüllülük temeline dayanıyor, buraya gelen herkes
gönüllü. Bir tedbir düzenlendiği andan itibaren artık insani
temelde işbirliği yapmak mümkün değil, çünkü güçler ilişkisi
söz konusu. Bu psikolojinin temel tutumuna aykırı. Başka
seçeneğimiz kalmadığında, bizzat bir yetkiliye müdahale
etmek zorunda kaldığımız durumlar oluyor. Bunu bir çocuğu ya
da bir genci korumak durumunda kaldığımızda yapıyoruz.
Bize
bu durumla ilgili bir örnek gösterebilir misiniz?
Burada
cinsel tacize maruz kalmış bir genç vardı. Bir spor derneğinde,
spor hocası tarafından... Bu olay okulda değil, serbest saatte
olmuştu. Bu klüpteki pek çok kişinin başına aynı şeyin
geldiğini öğrendiğimizde savcılığa suç duyurusunda
bulunduk. Bu kişi daha önceden defalarca ceza almıştı. Her
seferinde yaşadığı kantonu değiştirmişti. Bizimle ilişki
içinde olan gençleri koruyabilmek için müdahale etmek zorundayız.
Hastanelerle, kliniklerle ve özel kliniklerle birlikte çalışıyoruz.
Söz konusu kişinin izniyle daha fazla enformasyon verebiliyoruz.
Yabancıların
oranı nedir?
Tamamen
eşit. Yarı yarıya.
Biliyor
musunuz, psikolojik açıdan bakıldığında insanların daima
sorunları var. Bunun üstesinden tek başına gelebilenler var,
diğerlerinin sayısı daha az. Bu durum yabancılar için de, İsviçreliler
için de geçerli. İsviçreli nüfusun belli bir bölümünde
saldırganlığın yabancılara göre daha fazla olduğunu
söyleyebilirim. Gözlemlerimize göre çok sayıda yabancı kadın
veya kız geleneksel aile yapısı içinde her şeyin nasıl olması
gerektiğini söyleyen bir otoriteye bağlı. Buna İsviçreli
ailelerde olduğundan daha fazla yabancılarda rastlanıyor.
Yeni
aile yapılanmasını nasıl buluyorsunuz? Eskiye göre daha mı
kötü?
Buna
cevap vermek zor; aile yapısı toplumsal normları yansıtıyor.
Eskiye göre , bugün tüm dünyayı çok çok yakınımıza taşıyan
bir enformasyon akışı var. Bu, devasa bir enformasyon
yelpazesi. Bugün internet aracılığıyla Amerika’ya seyahat
edebilirim, orada bulunmam gerekmez. Elbette bunlar başka
boyutlar. Bir babanın ya da bir annenin aileye taşıdığı endişeler
ve sorunlar, tüm dünyada gerçekleşen bir örnekten başka bir
şey değil. Tüm dünyada gerçekleşen şiddet, günü gününe
televizyonlardan ve gazetelerden takip ettiğimiz savaşlar... 50
yıl önce durum kesinlikle böyle değildi. Bunların aile yapısını
da değiştiren ve zarar veren muazzam değişimler olduğunu düşünüyorum.
Aynı şey değişmekte olan toplumsal normlar için de geçerli.
Bu, sayısız genç ve çocuk açısından zor bir durum.
İlgilendiğiniz
vakaların sayısı sabit mi kaldı, yoksa bir artış söz konusu
mu?
Son
beş yılda bu sayıda göreceli bir istikrar var, yılda yaklaşık
2000 vaka. Fakat karmaşıklık, çalışma tarzı ve sorunların
yoğunlaşmasında artış var. Durum daima daha zor ve daha karmaşık
hale geliyor.
Eklemek
istediğiniz son cümleleri alarak bu yararlı söyleşiyi
tamamlayalım dilerseniz...
İşimden
dolayı benim şahsi görüşüm, en önemli şeyin konuşmak olduğu.
Konuşmak ve sorunları çevremizdekilerle paylaşmak önemli.
Konuşabildiğimiz sürece şiddet ve savaşlar olmaz. Diyalog
kesildiği anda şiddet devreye girer ve bu bir güçler savaşına
dönüşür. Bu yüzden diyalogun en önemli şey olduğunu düşünüyorum.