snc, söyleşilere özel bir ağırlık veriyor. Söyleşi sayfalarımızı ilgiyle izleyeceğinizi umuyoruz.

söyleşiler >>>

Emekliye ayrılan tanınmış  Baselli gazeteci

Jürg Meyer'le sohbet

Bir hukukçunun gazetecilikten geçen

yolu

Siyasal ve sosyal sorunların çözümüne kafa yorarak geçen uzun yıllar... Gelişmekte olan ülkelerle ortak çalışma, çevrenin korunması ve barış politikası üzerine bir yandan fikir geliştirirken, aynı zamanda bu alanlardaki etkinliklerin içinde aktif olarak yer almak... Ve bütün bunları gazetecilik çalışmalarıyla bütünleştirmek...

Söz konusu ettiğimiz kişi, tanınmış bir gazeteci... Basel'de 1969 yılında önce "Nationalzeitung" ve daha sonra "Baslerzeitung"da geçen 33 yıllık meslek yaşantısının başlangıcı da, belki yaptıkları kadar ilginç. Önce hukuk okuyor ve sonra doktorasını da tamamladıktan sonra, gazeteci olmaya karar veriyor.

İsviçre basınını az çok tanıyan herkesin hemen fark edebileceği gibi sayfalarımızın bu çok değerli konuğu, Jürg Meyer'den başkası değil. Geçtiğimiz aylarda "emekli" olan, ancak siyasal ve sosyal angajmanlarına tükenmez bir enerjiyle devam eden Meyer, bugün de, Basel Anayasa Meclisi üyeliği, Kiracılar Derneği uzmanlığı gibi pek çok çalışmayı bir arada yürütüyor.

Evet, şöyle bir soluk alıp uzun yılların yorgunluğunu çıkarmak fikri aklına dahi gelmeyen bu nadir rastlanılan insanla bugün ve yakın geçmiş arasında kısa bir dünya ve İsviçre turu yaparak, onu siz sevgili okuyucularımızla buluşturmak istedik.

snc

söyleşi: sevim civil

foto: mehmet gürz

snc: Bir hukukçu olarak daha farklı bir mesleki yol kat edebilirdin. Akla hemen "neden gazetecilik" sorusu geliyor...

Jürg Meyer: Her zaman siyasal ve sosyal konular ilgi alanıma girmiştir. Gazetecilik, yoğun bir şekilde hukuki alanı kapsayan bir meslek. Siyasal yaşam yasalardan etkileniyor, yasalarınsa hukuk bilimi açısından önemi tartışılmaz ağırlıkta...

Söz konusu olan hukuki alanlar nelerdir?

Tüketici kredileri, borçlanma, yaşam ihtiyaçlarının karşılandığı onurlu bir yaşamı sağlayan sosyal garanti. Bunların yanı sıra sosyal sigortalar ve sosyal yardım da, yasal düzenlemeleri gerektiren kurumlar arasında yer alıyor. İsviçre, onurlu bir yaşamı sürdürmek için gerekli olan acil yardımın sağlanmasını anayasal olarak güvence altına alan bir ülke; yani her sosyal politikanın temelini, insan hakları ve onurlu bir yaşam güvencesinin sağlanması oluşturuyor.

Sanıyorum "Nationalzeitung"da gazeteciliğe başladığında siyasal yaşamda uçlaşmalar  vardı.

Bu yıllarda geleneksel farklılıklarıyla süregiden siyasal yaşam, bazı çok önemli yeni girdilerle karşılaştı.

Örneğin, 1970 yılında İsviçre Parlamento Üyesi James Schwarzenbach’ın başlattığı bir girişim üzerine halkoylaması yapıldı. İnisiyatif, İsviçre’de yaşayan göçmenlerin İsviçre’yi terk etmelerini öngörüyordu. Bu noktada etnik bir temizlikten de bahsedilebilir. Halkoylaması çok az bir farkla kabul edilmedi.

"Schwarzenbach İnisyatifi"nden önceki yıllarda, İsviçre ekonomisinde bir büyüme kaydedilmiş ve dışarıdan gelecek işgücüne ihtiyaç duyulmaya başlanmıştı.

Bu durum, bir yandan, İsviçre firmalarının dışarıdan gelecek işgücü fikrine çok sıcak bakmasını sağlarken, diğer yandan günümüze kadar devam eden ve siyasal alanda güçlü bir etkisi olan milliyetçi akının doğmasını neden oldu.

Toplumun aydın kesimleri ise yabancı nüfusun hakları konusunda mücadele vermeye başladı. Onlar, insanlığı bir bütün olarak görmek ve ortak kader birliliğinin yanı sıra küresel sorumluluk üstlenmek ve varolan sosyal dengesizlikleri ortadan kaldırmak gibi bir misyon üstlenmişlerdi.

Teknolojik gelişmelerin artması ve onların yan etkilerinin tüm insanlık açısından tehlike arz etmesini ön plana alan, çevre koruma akımı da o yıllarda ortaya çıktı.

Demek ki, insanlar yeniden bir düşünme sürecini girdiler...

Yeniden düşünmek farklı bileşenlerden oluşuyor. Vietnam'daki savaşın, ordunun atom bombasıyla donatılmasına eleştirel açıdan bakılmasına olduğu gibi, bir bütün olarak batı iktidar sisteminin sorgulanmasının gündeme getirilmesine de katkısı büyük oldu. Bunların yanı sıra küresel düzeyde zengin ve fakir arasındaki uçurum yeniden algılanmaya başlanarak İsviçre ve diğer endüstri ülkelerindeki yoksulluk da yeniden gözler önüne serildi.

Ayrıca, insanların sadece siyasal alanda değil ekonomi dünyasında da söz sahibi olmaları gerektiği de yeniden vurgulanarak, doğanın hassaslığı ve kolay yaralar aldığı ve korunması gerektiği de yeniden düşünülmesi gereken konular arasında yer almaya başladı.

Tabii, bir gazeteci olarak bu noktalardaki karşıt düşünceleri de göz önünde bulundurmak gerekiyordu...

O zamanlar dünyanın tüm olarak algılanmasıyla özel ilgi ve çıkarlar arasında bir çatışma vardı. Kamuoyunun bu durumu medyalar üzerinde de baskı oluşturuyordu. Aslında, 31 Ocak 1977 tarihinde, "National Zeitung" ile "Basler Nachrichten" gazetelerinin yeni bir çatı olan "Basler Zeitung" altında birleşmeleri, büyük bir ölçüde bu baskının bir sonucuydu. En önemli gazeteler, ekonomi de dahil olmak üzere yerel sorunlara daha fazla eğilmek durumunda kaldılar. Tabii, küresel sorumluluk ve bölgesel çıkarlar arasındaki çelişkilerin, bugüne kadar çözüm bulmuş olmadığını söylemeye gerek yok.

Peki, bu konuda çözüme ulaşmak mümkün mü?

Öncelikle bir sorun olduğunu görmek gerekir. Ancak sorunu tam olarak çözmek mümkün değil. Pek tabii ki, varlığınızı devam ettirmek için kendi çıkarlarınızı da dikkate almanız gerekir. Ancak, hem küresel sorunlarda, hem de yaşadığımız yerdeki yoksullukla ilgili olarak sorumluluk sahibi olmak ve bunlara daha fazla ağırlık vermek gerekir. Buna ulaşılabilir sanıyorum.

Basler Zeitung’da farklı olan şey neydi?

Birleşmeyle birlikte, gazete redaksiyonu heterojen bir hal aldı. Burada aslında büyük bir koalisyondan söz etmek mümkün. Redaksiyon, en soldan en sağa kadar geniş bir yelpazeden oluştu. Ortak bir çizgide buluşmanın çok zor olduğu ise hemen anlaşılabilir. Bu bağlamda, 60’lı yıllardaki araştırmacı gazeteciliğe daha fazla önem verilmeye başlandığını söylemek mümkün. Yayın politikasında fikir birliği, hangi siyasal açıdan bakılırsa bakılsın, olgulara dayalı çalışmaların gazetede yer almasının kabulü şeklinde ortaya çıktı.

50’li yıllarda Basel bölgesindeki gazeteler, oldukça ince ve daha fazla yoruma dayanıyordu. O zamanlar basın büyük ölçüde siyasal partilere bağlıydı. 60’lı yıllarda gazeteler partilerden ayrılmaya başladılar. Bu da hareket alanlarını genişletti, çalışmalar parti konseptlerine bağlı olmaktan kurtuldu.

Bu noktada akla ekonomik baskı geliyor...

Sanıyorum, gazetelerin ilanlara olan bağımlılığı daha da arttı. Modern ve yeni baskı teknikleri, daha fazla sermaye gerektiriyor. Bu da hareket etmeyi güçleştiren bir faktör kuşkusuz...

Ama şöyle bir şey de var: Günümüzde gazeteler, kendilerini, toplumun, azınlıkları da kapsayan bir yansıması olarak tanımlıyorlar. Bu da siyasal ve ekonomik güçlerin karşı olduğu konuların gündeme getirilebilmesi gibi yeni şansı ortaya çıkarıyor. Yani, çoğulculuk, önemli fakat gündeme kolay giremeyen konuların ele alınması açısından büyük bir fırsat sunuyor. Bu, okuyucu kitlesinin, çeşitliliğini arttırarak korunması gibi bir sonucu da beraberinde getiriyor.

İsviçre'de ulusal ölçekte yayın yapan bir gazetenin yokluğunu bir eksiklik olarak görüyor musunuz?

Bu İsviçre’nin federal yapısıyla bağlantılı. Politik yaşam büyük ölçüde belediyeler ve kantonlar temelinde yükseliyor. İnsanlar, yaşadıkları yerde, politik yaşama güçlü bir biçimde ve doğrudan müdahale edebiliyorlar. Bundan dolayı gazetelerin yerel sayfaları daha fazla ilgi çekiyor. Ancak, bölgesel ve ulusal karar alma mekanizmalarının, küresel güç odaklarının baskısını her zaman hissettiklerini de unutmamak lazım. Asla meşru göremeyeceğimiz terörizmin de, bu engellenemeyen gelişmenin sonuçlarından biri olduğunu eklemek isterim.

Burada, insan hakları başta olmak üzere dünyamızdaki bütün sorunlara karşı duyarlılık göstermenin kaçınılmaz olduğunu ifade etmek isterim.

Günümüzde çelişkiler çoğalıyor. Örneğin, çevre giderek daha fazla tehdit altında... Gelecekle ilgili neler söylenebilir?

Güçler arasında bir dengesizlik söz konusu. ABD ve onun yönetici kadrosu büyük bir ağırlığa sahip. Onlara yapıcı bir temelde karşı duran bir sivil toplum örgütleri koalisyonu var. Bunlar geçtiğimiz yıllarda Brezilya’da, Porto Allegro’da buluşarak küreselleşmeye karşı önemli konseptler ortaya koydular. Bunu fazlasıyla önemsiyor ve geleceğe büyük bir umutla bakıyorum.

Son sorum, mesleki alanla ilgili olacak. Bilgisayarın, gazetecilerin çalışma şeklini kısa zamanda büyük ölçüde değiştirdiğini biliyoruz. Sen, bu ani değişimi nasıl yaşadın?

Mesleğe yeni başlayanlardan yılların profesyonellerine kadar herkesin, yeni teknoloji karşısında bir anda öğrenci konumuna gelmesi kuşkusuz ilginç bir gelişmeydi. Öte yandan internet de, büyük değişimleri beraberinde getirdi. Çünkü, önceden çok zor erişilebilen birçok bilgiye doğrudan ulaşılmasını sağladı.

Birçok sorunlu bileşeni olmasına rağmen internetin demokratik yaşamın gelişimi açısından önemli bir liberal işlevi olduğunu ve bunun özellikle yoksul halklar açısından büyük önem taşıdığını da bu vesileyle eklemek isterim.