Sayın
Kessler, Basel yeni göçmenlik ve uyum politikasıyla üç yılı
geride bıraktı. Gelinen aşamada, durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Önemli
olan hükümetin belirlediği başlıca önceliklerin
uygulanabilir olması. 2002-2005 hükümet programı, uyum
sorununu en önemli dört sorun arasında görüyor. Ulusal hükümetin
de desteğiyle oldukça hızlı bir uygulama dönemine geçebiliriz.
Bunun
yanında tespit ettiğimiz önemli bir sorun, çocukların günlük
bakımı ve annelerin eğitimi oldu. Bu konuda da çok şey yapmamız
gerekiyor. Durumu böyle özetleyebilirim.
Basel'in
üçte biri göçmenlerden oluşuyor. Son yıllarda çok sayıda
İsviçreli Basel'i terk ederken, göçmenlerin toplam kent nüfusu
içindeki payı artıyor. Şehrimizin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Bu
ilginç durumun hikayesi çok eski. Bu, göç ve karşı göç
olarak şehirlerin dinamiğinde var. Örneğin, Birinci Dünya
Savaşı sırasında iki yıl içinde Basel'in bileşimi göç ve
karşı göç nedeniyle çok değişmişti. Bugünkü duruma
gelince, Basel Şehri, bütün Basel Kantonu kadar büyüdü. Şehirde
çalışanlar, şehir dışında, Baselland'da, Almanya'da ya da
yakın baika bir yerde oturabiliyorlar. Avrupa'nın bütün büyük
şehirlerinde olduğu gibi, Basel'de de, ister yerli ister göçmen
olsun ekonomik, sosyal konumu değişen aileler daha uygun evler
bulmaları halinde kolayca yer değiştirebiliyorlar. Basel'de önemli
bir sorun, ailelere uygun yeterince ev olmaması. Bu nedenle hükümet,
özellikle genç ailelerin şehri terk etmemeleri için 5000 yeni
konut yapmayı planlıyor.
Vatandaşlığa
geçiş koşullarının yeniden düzenlenmesi parlamentoda kabul
edildi. Sizce bunun Basel'in göçmenlik ve uyum politikasına ne
gibi etkileri olur?
Bu
konuda uygulamalar kantondan kantona ve şehirden şehre değişik.
Basel bu konuda daha liberaldi ve bekleme süresi bayağı kısaltıldı.
Başvuru
için bekleme süresinin 12 yıl olmasından çok, müracaat
sonrası üç yıl kadar beklenmesi, ilginin azalmasına yol açıyordu.
Her iki sürenin kısaltılması ve keyfi ret kararları durumunda
itiraz hakkının doğmasıyla birlikte, şimdi daha iyi durumda
olacağız.
Basel
yönetimi, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı bir çalışma
birimi oluşturdu. Bu büro ne zamandır faal ve ilk tecrübeler
neler?
Bu
büro bana bağlı ve paralel alanlar olması bakımından uyum ve
ayrımcılıkla eş zamanlı ilgileniyor. Hükümet iki yıl önce
ilgili konularda bir ön tedbir olarak bu kararı aldı.
Sistematik ayrımcılığı tespit etmek, danışma hizmeti vermek
ve müdahale etmeye yönelik bir şekillenmesi var. Ev vermeme, işyerlerindeki
kanıtlanması kolay olmayan ayrımcı uygulamalar ve benzeri
durumlarda bize başvurulabiliyor. Bu bize, durumu ayrıntılı
olarak kavrayabilme olanağını da verecektir.
Basel'in,
İsviçre göçmenlik politikasının yeniden oluşumunda yeri ve
konumu nedir?
Hem
kanton, hem de şehir hükümeti olmak gibi bir avantajımız var.
Küçük bir şehir olarak dinamik davranabiliyoruz, kanton statümüz
nedeniyle de Bern'le direkt ilişkiye girebiliyoruz. Kantonlar
arası ve kantonlarla İsviçre Hükümeti arasındaki sorunlarda
bu nedenle avantajlıyız.
Sizce
İsviçre Yabancılar Politikası AB normlarını mı esas almalı,
değilse ne tür bir vizyona sahipsiniz?
Avrupa
Birliği bir tek vatandaşlığa geçiş konusunda bizden ileri.
Genel uyum konusunda ise AB fazla heterojen. Çok modern
konseptler de var, çok muhafazakar da... Hollanda ve Danimarka'da
yaşanan liberal politikalardan geriye dönüş eğilimleri, AB ülkelerinin
yeterince ortak bir uyum politikalarının olmadığını gösteriyor.
Bu
nedenle biz kendi uyum politikamızı oluşturmalıyız.
Bir
başlangıç olarak, Yabancılar Yasası'nın uyum konusundaki
girişimleri destekleyen 25. maddesi oldukça iyi olduğunu söyleyebiliriz.
Önemli olan bunun çabuk ve gerçekçi olarak uygulanması ve
daha da geliştirilmesi...
Basel’in
yeni göçmenlik ve uyum politikasının günlük yaşamda neler
değiştirececeğini umuyorsunuz?
Normalde
olması gerekenler olacak diyelim. Arkadaşça ilişkiler,
misafirperverlik, iletişim, aile kurumunun desteklenmesi, çocukların
beş yerine üç yaşlarında kreşe başlamaları gibi değişiklikler
umulabilir. Bütün bunlar uyumu kolaylaştıracaktır. Bunlar
olmadıkça, Almanca bilmeden kreşe gelen çocuklar ve bunun
zararlarını tartışmaya devam ederiz.
Bu
konuda uygulamaya yönelik sürdürülen araştırma çaışmaları
var mı?
Evet.
Yapılan araştırmalar, tam gün okula giden çocukların eğitimde
çok daha iyi bir düzey tutturduklarını gösteriyor. Bu, başarısız
çocuklar ve sorunlu ailelerin çocukları için daha fazlasıyla
gerekli. Böyle çocuklar, tam günlük kreş ya da okullarda düzenli
bir ilgiyle düzeylerini yükseltebiliyorlar.
İsviçre'de
böyle tam günlük yapılardan yoksun olduğumuz için, birçok
çocuk kötü başlayıp, kötü bitiriyor.
Bizde
varolan okul sistemi, örneğin Finlandiya'daki gibi sosyal farklılıkları
gereği kadar hesaba katmıyor. Başarı oranı daha yüksek olan
Finlandiya benzeri örneklerde ise temel fark, tam günlük okul
ve okul öncesi yapılanmaların varolması.
Sayın
Kessler, görüşme için teşekkür ediyor ve bu zorlu uğraşınızda
başarılar diliyorum.
Ben
de... Sorularınızın ilginç olduğunu ve belirleyici önemdeki
noktaları öne çıkardığını söylemek isterim.